Zincirli Kadın

Evvel zamanda bir adalar ülkesi varmış. Adalar ülkesinde yetişen savaşçıların her biri usta gemici ve deniz adamları olurlarmış. Adalar ülkesinin bulunduğu sular çok tehlikeliymiş ve türlü deniz yaratıkları ve canavarları içerirmiş. İşte bu ülkede bir kayalık adanın en yüksek yerinde adalar ülkesinin ihtişamlı kraliyet şatosu bulunurmuş. Şatoda da o ülkenin Kral ve Kraliçesi yaşarmış. Onların bir de genç bir çocukları varmış. Genç prens ise ada ülkesindeki cesur denizcilerden çok farklıymış. Sulardan ve denizlerden çok korkarmış.


Kraliçe, veliaht prensin bu durumunu anlarmış ancak Kral son derece endişeliymiş. Bugünlerde artık prensin, Kral ile deniz seferlerine çıkması, denizlerde talim etmesi gerekiyormuş ancak korkusundan dolayı prens talimlere katılmıyormuş. Karada usta bir savaşçı olan prens gemilere binemiyormuş.


Günlerden bir gün Kral, halktan bir insan gibi giyinmiş ve eğlenmek için şehre gitmiş. Bir meyhanede oturmuş ve o şehirdeki en lezzetli yemekleri pişiren aşçının yahnisinden istemiş. Leziz içecekler de ikram etmişler ona. Biraz içtiğinde neşesi yerine gelmiş ve meyhanedeki insanlarla sohbete başlamış. Kralı tanımayan halk ona şehirde yolunda giden şeyleri anlatmışlar ancak yolunda gitmeyen de pek çok şey anlatmışlar. Denizler cadısı efsanesi (adayı saran sularda yaşayan ve denizcileri kaçırıp yutan bir cadının olduğuna inanılıyormuş o ülkede) hala en çok anlatılan hikayelerdenmiş. Sonra konu konuyu açmış ve Kral'ın hakkaniyeti ve adaleti konuşulmuş. Kral duyduklarından pek memnun olmuş. Bir süre sonra da korkak veliaht prensle dalga geçmiş herkes. Kralın başka bir oğul doğurması gerektiğini, bu prensin hiç bir zaman adaya layık bir kral olamayacağını söylemişler. Bunun üzerine Kral çok sinirlenmiş. Hışımla oturduğu yerden kalkmış ve saraya doğru ilerlemiş. Saraya kadar giden uzun yolda düşünmüş, kızgınlığı geçmemiş hatta giderek artmış. Kızgınlığı halka karşı değilmiş, Kraliçe'nin şımarttığı ve ürkek olarak yetiştirdiği oğlunaymış.


Saraya girer girmez emirler yağdırmış, acil bir sefere çıkacaklarını duyurmuş. Uykusundaki oğlunun odasına hışımla dalmış ve sarsarak onu uyandırmış. "Bu kadar beklemek yetti, artık sefere geliyorsun!"


Kraliçe Kral'ın ayaklarına kapanıp yalvarmış, oğullarının sudan korktuğunu ve yanında götürmemesini söylemiş. Denizin o gece tehlikeli olduğunu ve dolunayın deniz yaratıklarını uyandıracağını haykırmış. Ancak Kral Kraliçeyi yerde yalvarırken bırakmış ve oğlunun kolunu çekerek onu sürüklemiş. Kral kendi gemisine binmiş ve genç prensi de en yeni ve gösterişli gemiye bindirmiş. Peşi sıra donanmalarının diğer gemileri de askerleri ile dolmuş ve açılmışlar. Askerlerde deli bir neşe varmış. Denizler cadısını alt edeceklerini haykırıyorlarmış. Genç Prens o gece çok şaşkınmış ve babasını da hayal kırıklığına uğratmak istemiyormuş. O zamana kadar öğrendiği her şeyi uygulamak, babasını gururlandırmak istiyormuş. Denizlerden ve denizler cadısından da korkuyormuş ama babası işte öndeki gemideymiş. Askerlerle çevriliymiş etrafı ve kendisine korkmaması gerektiğini söylemiş. Çocukken gördüğü binlerce ürkütücü kabusu hiç düşünmemiş. Düşünmesine fırsat da kalmamış çünkü o zamana kadar hiç gemide talim yapmamış o nedenle rüzgar estiğinde veya dalga gemiyi yatırdığında ne yapması gerektiğini düşünüp hatırlaması gerekiyormuş. Büyük bir ustalıkla gemiyi yönetmiş. Açıklara geldiklerinde suların içinden dev bir ahtapot çıkmış ve geminin yelkenini devirmiş. Genç Prens son derece atik davranmış, askerlere emirler yağdırmış ve elindeki zıpkınlarla arka arkaya ateş etmiş dev ahtapotun kollarına. Askerler ahtapot ile giriştikleri mücadelede yeniliyor düşüyorlarmış. Gücü hiç tükenmez gibiymiş ahtapotun. Ancak genç prens ahtapota sapladığı mızraklardan uzanan ipleri geminin çapasına bağlamış ve çapayı sulara atmış. Ahtapot sulara gömülmüş. Tüm askerler genç Prensin bu çevik hareketlerine hayran kalmışlar. Ancak tam o esnada bir çığlık işitilmiş. Kralın gemisi parçalanmış. Tüm askerler Kral'ı kurtarmak için yönelmiş. Geminin kırık parçalarının arasında Kral'ı aramışlar, dalmışlar. Prens hayret ve korku içerisinde atlamış sulara. Dalmış, bakınmış. O an etraf sessizleşmiş ve fırtına dinmiş. Denizden çıkan ahtapot şeklinde canavarlar görünmez olmuş. Prens babasının ölmüş bedenini bir yelkene dolanmış şekilde bulmuş. Tarif edilemez bir acı hissetmiş yüreğinde.


Askerler Kral'ın ve boğulan askerlerin naaşlarını yüklemişler gemiye. Genç Prens, geminin kıç tarafında oturmuş ve cılızca yükselen güneşin ilk ışıklarının aydınlatmaya başladığı suları izlemiş. Bugün tahta oturacakmış ve tahta oturacağı günün bu kadar yakın ve bu kadar acı dolu olacağını hiç tahmin edemezmiş. Uzun uzun oturmuş. Bakmış, O esnada suların içinde bir kıpırtı hissetmiş. Dikkatle bakmış. Kıpırdayan, parıldayan bir şey görmüş. Suya doğru eğilmiş. Ne olduğunu anlamak için biraz daha eğilmiş. Tam o esnada sulardan yükselen bir şey onu almış ve suların altına doğru çekmiş. Ne olduğunu, onu çeken şeyi anlamaya çabalarken dudaklarına başka ve çok tatlı, dolgun dudakların değmiş. O esnada bedeninde bir şeyler değişmiş. Tam boğazının olduğu yerde bir yanma olmuş, elleri ve ayakları kaşınmış, midesinde kelebekler uçuşup durmuş ve gözleri acımış. Bir an sonra suların altında gözlerini açtığında her şeyi çok net görebildiğini fark etmiş. Karşısında güzel ve alımlı bir deniz kadını duruyormuş, kendisi çok rahat nefes alıp veriyormuş çünkü boğazında artık solungaçları varmış, elleri ve ayakları perdeliymiş böylece suların içinde güzel yüzebiliyormuş. Karşısındaki kadına kim olduğunu sormuş, Kadın "Denizler Kraliçesiyim" diye yanıt vermiş. Ve genç Kral'ın ellerini tutmuş.


Genç Kral büyülenmiş gibiymiş. Kral öylesine büyülenmiş ki, ülkesi, annesi ve babasının cenazesi ona çok uzak gelmiş. Kraliçe'nin yanındayken yüreğini sızlatan ve nefes almasını güçleştiren babasını kaybetmenin acısı tahammül edilebilir hale geliyormuş. Sanki sonsuz ve başka bir Dünya'da gibiymiş. Kendisini çok ürküten bu uçsuz bucaksız denizler Kraliçe ile iken son derece güvenli gelmiş ona. Günleri acı ve korkudan uzak, aşk dolu, merak dolu geçmiş. Kraliçe genç Kral'ı sarayına götürmüş, yatağına yatırmış ve ülkesinin refahını ve konforunu yaşamasını istemiş. Birbirlerine duydukları aşkı herkes duysun diye büyük bir düğün tasarlamış. Genç Kral böylece Denizler altı ülkesinin de Kralı olmuş.


Zaman geçtikçe Denizler Kraliçe'sinin uzaklarda işleri çıkmaya ve Kral ile daha az görüşmeye başlamış. İşlerinde Kral eşlik etmek istediğinde ona "Ürkersin, korkarsın." demiş ve onu götürmemiş. Kral yanında daha çok kalmasını istediğinde ise "Koskoca Denizler Ülkesi kolay yönetilmiyor" demiş. Kral gittikçe daha uzun süreler yalnız kalmaya başlamış. Öyle uzamış ki bu süreler Kral'ın aylarca Kraliçeyi görmediği zamanlar olmuş.


Böyle yalnız başına geçen uzun günlerinin birinde Kral birden annesini ve ülkesini merak etmiş ve adaya geri dönmek istemiş. Kimseye söylemeden gece vakti saraydan kaçmış, bir başına yüzmüş ada ülkesinin kıyılarına kadar ve hiç korkmamış. Gece ay ışığında denizler altı öyle güzel parlıyormuş ki Kral müthiş bir heyecan ve mutluluk hissetmiş. Kıyıya geldiğinde sulardan kafasını çıkarmış, normal nefesler almaya alışması biraz zaman almış, başı dönmüş. Sonra da bedenini suyun üzerine çıkartmış. Suyun dışına çıkıp ülkesine doğru koşmaya başladığında, Kraliçe'nin ona hediye ettiği kolyesinin, tacının, yüzüğünün olduğu yerlerden zincirler ortaya çıkmış ve onu denize doğru çekmeye başlamış. Kral düşmüş ve sulara doğru çekilmiş. Gücünü kullanarak ayağa kalkmış. Ancak zincirler çok kuvvetliymiş ve onu sulara doğru çekiyormuş. Dalgaların arasında kayalıklara doğru ilerlemiş ve tutunabildiklerine tutunmuş. Zincirler onu denize doğru sürüklemeye devam etmiş ve o esnada suların içinden bir deniz canavarı yükselmiş zincirleri olanca gücü ile çekmiş, Kral'ın canını çok acıtmış. Kral tüm mücadelesine rağmen zincirlerden kurtulamamış ve denizlere sürüklenmiş. Su altına girdiği anda ahtapota benzeyen deniz canavarı kaybolmuş. Karşısında Denizler Kraliçesi'ni görmüş. Kraliçe son derece şaşkın ve üzgün görünüyormuş. Gözlerinden inci gibi gözyaşları dökülüyormuş.


"Beni nasıl, neden bırakıp gittin?" demiş hıçkırıklar içinde. Genç Kral, gözyaşlarını görünce zincirleri de denizler canavarını da unutmuş ve şefkatle sarılmış Kraliçe'ye. Kraliçe de Kral'ı sarmış ve saraylarına geri götürmüş. Onunla daha uzun günler geçirmiş ve eski günlerdeki gibi gece gezinmelerine çıkmışlar.


Gece karanlığında sularda dolaşırlarken artık suların yüzeyinde büyük fenerlerle dolaşan gemiler görüyorlarmış. Uğultu içerisinde Kral isminin çağrıldığını duyar gibi oluyormuş. Ancak Kraliçe bu sesin tehlikeli olduğunu söylemiş. Bu tehlikeli büyüyü ortadan kaldırmak için deniz canavarlarına seslenmiş ve canavarlar bu fenerli gemilere saldırmaya başlamış. Başına kötü bir şey gelmesin diye Kral'ı da saraya geri göndermiş.


Bir gün odalarında, sarayda Kral sulardan yükseldiği ve kaçtığı geceyi hatırlamış ve denizler canavarını kendisine neden gönderdiğini ve zincirleri sormuş. Kraliçe Kral ı çok sevdiğini söylemiş, Aralarındaki bağın birbirlerinden uzaklaşmalarına izin vermediğini söylemiş. Denizler canavarının asla Kral'a zarar vermeyeceğini söylemiş. Kral'a aşkla sarılmış ve uyumuşlar. Kral da daha fazlasını sormamış.


Fenerli gemilerin artması ile birlikte ortalıkta daha çok denizler canavarları gezinmeye başladığında Kraliçe gene Kral'a odasında kalmasını söylemiş, saraydan çıkmanın tehlikeli olabileceğini söylemiş. Kendisi bu tehlikeleri önlemek ve ülkelerini korumak için gene seferlere çıkmaya başlamış. Günler ve geceler boyunca gelmediği olmuş gene. Günlerden bir gün sarayın etrafına fenerli gemiler çok yaklaşmışlar ve Kral gemilerin yaydığı seslerin uğultusu içinde annesinin sesini tanımış. Sesi tanıdığında etkilenmiş ve bir plan yapmış. Kraliçe'nin savaş odasından devasa bir hançer almış. İnce ve dayanıklı bir zırh girmiş. Sarayın pencerelerinden birinden muhafızlara görünmeden çıkmış. Önce etrafta saklanarak ilerlemiş. Tanıdığı sesi yayan fenerli gemiye doğru yüzerken Kraliçe'yi görmüş. Deniz canavarlarından birinin üzerinde gemilere doğru saldırmaya başlamış. Gemiler Kraliçe'ye doğru mızraklarını gönderdiklerinde, deniz canavarları ahtapot gibi kolları ile gemilerden bazılarını parçalamışlar. Denize düşen gemi askerlerini Kraliçe ve askerleri yakalamış ve canavarlara yedirmiş. Tanıdık uğultunun geldiği gemi ise hızla uzaklaşmış.


Gemi askerlerini ve parçalanan gemileri tanımış Kral. Kendi ülkesinin askerleri ve gemileriymiş. Tanıdık sesin de annesine ait olabileceğini düşünmüş. Ada ülkesine doğru yüzmüş. Kıyıya geldiğinde sulardan çıkmadan evvel tüm takılarını çıkartmış ama parmağındaki yüzüğü çıkartamamış. Bu sefer sulardan çıkarken zincir parmağından çıkmış ve çekmeye başlamış. Canı çok acımış Kral'ın ama adaya çıkmak için var gücü ile uğraşmış. O esnada gene tüm heybeti ile denizler canavarlarından biri çıkmış ve Kral'ı sürüklemeye çalışmış. Kral karşı koymuş, hançerini çıkartmış ama canavara zarar verecek kadar yakına gidememiş. O esnada ada ülkesinin askerleri gelmiş ve canavara oklar fırlatmaya başlamışlar. Ok canavara değdiğinde hiçbirşey olmuyormuş, canavarın derisi çok kalınmış. İleride suların içerisinde pek çok başka gemi varmış ve Kral sulardan çıktığında denizler canavarları diğer gemilere saldırmaya başlamış. Ada ülkesinin donanması ile denizler arasında felaket bir savaş görünüyormuş ve pek çok gemi yara almış. Kral daha önce hiç bir savaşta bu kadar geminin zarar gördüğünü hatırlamıyormuş. O esnada suların içine Kraliçe gelmiş. Kafasını sulardan yükselttiğinde güzelliği kaybolmuş ve halkın tarif ettiği kabarık ve titişik saçlı uzun çeneli sivri burunlu ürkütücü ve devasa bir ağzı olan bir cadı kadın olarak yükselmiş sulardan. Bedeninden balığın yayacağı tarzda çirkin bir koku yükseliyormuş. Kral'a seslenmiş, "Sevgilim!" diye. O esnada Kral dehşet hissetmiş, geri kaçmış. Geri kaçınca deniz canavarı Kral'ı çekmiş ve yüzüğün takılı olduğu parmağından sürüklenerek sulara çekilmiş Kral. Canavar tekrar çektiğinde ise parmağı müthiş bir acı vererek kopmuş.


Kraliçe suların içine dalmış Kral'ın ardından. Suların içinde Kraliçe gene son derece güzel görünüyormuş. Kral'a yaklaşmış ve "Beni bırakıp gitme ne olur, gidersen geri gelmezsin diye korkuyorum" demiş. Kraliçe güzel yüzü ile bu sözleri söylerken Kral gene Kraliçesini aşık hissetmiş ama etrafında parçalanan gemiler ve annesinin sesini duymuş. Kopmuş parmağı çok acıyormuş ve Kraliçe'ye "Gemilerime, halkıma ve bana zarar verme" demiş. Kraliçe "Onlar denizlerin huzurunu bozuyorlar! Cezalandırılmaları gerek!" demiş. "Ama sen onlar gibi değilsin." diye eklemiş. O nedenle "Denizler Ülkesi'nin Kral'ısın." demiş. Kral "Ben adalar ülkesinin de Kralıyım" demiş. Bir gemi daha parçalanınca denizler altı ülkesinin askerlerine seslenmiş ve savaşı durdurmalarını emretmiş. Kral'dan emir almaya alışkın olmayan askerler şaşırmış ama durmuşlar. Deniz canavarları bile durmuş. Kraliçe ise "Saldırın!" diye emir vermiş. Ardından Kral'ın annesinin olduğu gemiye doğru ilerlemiş ve sulardan yükseldiğinde gene korkunç bir cadı halini almış. Kral bunun üzerine Kraliçe'ye "Dur" diye bağırmış. Ailesine zarar vermemesini istemiş ancak Kraliçe, Kralı saraya sürüklemesi için canavara emir vermiş. Bunun üzerine Kral hançerini çekerek denizler cadısını öldürmüş. Denizler cadısı Kral'ın kolları arasındayken Kral tüm deniz altı halkına ülkelerine dönmelerini emretmiş ve buyurmuş "Ben sizin Kral'ınızım. Emrediyorum, Ada ülkesi ile Denizler Altı ülkesi Krallıkları birdir, dosttur. Ada ülkesine saldırmayacaksınız." Denizler Cadısını da kucaklamış. Tüm canavarlar, Denziler altı ülkesinin askerleri ile birlikte saraya ve ülkelerine dönmüş. Denizler cadısını sarayının bahçesinde bir mezara gömmüş. Cadıyı gömerken canavar çektiği zaman kopan yüzük parmağını da cadının yanına gömmüş ve cadının inciden göz yaşlarını yanına almış. Denizler altı ülkesinde biraz daha kaldıktan sonra Adaya kadar yüzmüş. O güne kadar adayı yalnız başına yöneten ve artık çok yaşlanmış olan annesinden tacını almış. Başından geçen her şeyi anlatmış. Tahtını sarayın denizlere bakan görkemli salonuna kurdurmuş. Her gece denizlere bakıp Kraliçe'sini özlüyormuş. Birlikte geçirdikleri günleri. Ve özlem dolu hissederken ellerinde KRaliçe'sinin inciden gözyaşlarını tutuyormuş. Denizler cadısı ile Kraliçe'nin aynı kadın olduğunu ve tehlikeli olduğunu bilmesi Kraliçe'ye olan sevgisini azaltmamış hiç. O günden sonra Kral hem ada ülkesini hem de denizler ülkesini layıkıyla yönetmiş. Başka hiç bir Kral'ın olmadığı kadar güçlü olmuş, ne zaman sefere çıksa hem denizler altı ülkesi hem de gemilerden donanması ona eşlik etmiş ve zafer her zaman onun olmuş. Kışın soğuk günlerinde, kara kürküne sarılıp denizler altına yolculuk etmeyi seviyormuş. Orada Kraliçe'nin mezarının yanında uzanıyor ve kimi zaman kış aylarını orada geçiriyormuş. Her iki ülkenin de insanları sonsuza kadar mutlu olmuşlar ve Kara Kral'larının dinmeyen acısına saygı duymuşlar.






Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sararan yapraklar ve kurumaya dönen çalıların arasında bir kadın göründü. Yüzüde pek çok çizgi vardı ve kimsede görülmemiş gür saçlara sahipti. Işık, yaprakların arasından yüzüne vurdukça gözlerini kı

Evvel zamanda pek becerikli bir cadı yaşarmış. Bu cadının aslan gibi bir kedisi ve kurt gibi bir köpeği varmış. Sırtında bir bohçası varmış. Şehirden şehre dolaşır, gittiği şehirlerde bohçasını açar v

Şanoğlan kanepede uzanan misafirine baktı. Birşeyler hazırlamak için şömineye geçti. Ateşi her zamankinden harlı yakmaya karar verdi. Misafirinin saçları, gözleri, titreyen bedeni, nefesi, teninin kok