Zersenil /Alahçın Nene

Sararan yapraklar ve kurumaya dönen çalıların arasında bir kadın göründü. Yüzüde pek çok çizgi vardı ve kimsede görülmemiş gür saçlara sahipti. Işık, yaprakların arasından yüzüne vurdukça gözlerini kısıyor ama yürüyüşüne hiç ara vermiyordu.

"Buralarda yürümeyeli asırlar geçti sanki" dedi. Sağına soluna bakındı. O zaman bir çınar ağacının dibindeki oyuğu gördü ve cebinden çıkarttığı bir altın lirayı o oyuğa doğru fırlattı. "Nihayet Titrek ormana gelmişim demek" dedi. Sonra kocaman gülümseyerek beklemeye başladı. Altın lira ağacın dibindeki yaprakların arasında ışıldıyordu. Biraz sonra oyuktan dışarı minicik bir adam çıktı. Büyük bir patatese benziyordu. Üzerine kıyafet giymiş, devasa bir şapka takmış olan bir patatese benziyordu.

"Hey! Adın ne senin çike? Ben Alahçın Nene'nin büyük kızlarından Zersenil!" diye seslendi minik adama kadın. Adam Alahçın Nene'nin ismini duyunca irkildi ve yerlere kadar eğilerek yanıtladı:

"Adem benim adım,

Uzun zaman oldu derler Zersenil

Görülmeyeli

Alahçın gibi elini

Eteğini çekeli

Titrek ormandan"

Sanki şiir okur gibi yanıtladı Zersenil'i. Zersenil keyiflendi ve

"Anlat bakalım neler oldu ve yolu göster bana, o zaman bir altın lira daha vereceğim"

Çike yerlere kadar eğilerek, patates yumrusu gibi görünen burnunu toprağa buladı. Altın lirayı okşayıp ısırdıktan sonra özenle cebine yerleştirdi ve oyuğa dönüp birkaç kelime fısıldadı. Sarmaşıklar yükselerek oyuğu kapattılar.

"Önce Alahçın uyudu,

Sonra oğulları ve kızları çekildi,

Orman karardı, dikenlendi,

Karannlık uykudakileri uyandırdı,

Hayaletler, cinler, ifritler,

Gulyabanilerle gölgeler bürüdü

Titrek orman evimizde

Güvenimizi yitirdik

Cazılardan kalan Aylensis

Gözü yaşlı, kafası bulanık

Derler bir büyüler etti,

Ne büyüler etti kim bilse,

Ev çatırdadı, eskisi gibi

Herkes sandı Alahçın uyandı

Oysası uyanan bir başkası

başkası besbelli

geceleri çığırır durur

sesi karanlığı kudurtur"


Zersenil dinledikçe gülümsemesine devam etti. Öyle uzun zamandır uzak kalmıştı ki evinden. Yetimlerin hiç evi olmaz sanardı ama seneler geçtikçe, kendine ev edinmeye çalışıp çalışıp edinemedikçe anlamıştı Alahçın Ana'nın evi Zersenil'in eviydi. Çağrı geldiğinde dönmeyi istemez göründü. Ama ayaklarının yorulmaması aslında eve dönmenin neşesindendi.


"Benden başkası çağrıyı duymuş mudur Adem?"

"Adem çağrıyı işitenleri bilmez

Kuşların götürdüğünü,

At adamların okuduğunu,

Cazıların tütsülediğini bilir,

Alahçın Nene'nin yerün üstündeki yetim evlatlarının tamamına

Çağrının gittiğini bilirim"


"Yerin üstündekilere mi sadece?"

"Çağrı yaşayanlaradır" dedi.

"İyi de yaşayanlar sade yerin üzerinde mi?

"Çağrı göklere de gitti" dedi Adem, yürürken yuvarlanacakmış gibi görünüyordu. Çıkarttığı ses, cüssesine göre fazla gürdü.

O zaman Zersenil durdu ve olduğu yere çömeldi. Ellerini koydu toprağa. Sonra uzandı yere olduğu gibi ve gözlerini kapatıp mırıldanmaya başladı:

"Alahçın'ın yedi yetimi,

Ehrihan'ın yedi kölesi

Yedi cehennemin yedi bekçisi

Ananın, nenenin çağrısı var!

Efendinin izni ile

Evine gelmen buyurulur!"


Bunu tam yedi defa tekrar etti. Adem şapkasını çıkartıp korkan gözlerle dinledi Zersenil'i.

"Zersenil,

Alahçın'ın yedi yetimini çağırmadı kimse,

Gelirken getirecekleri

Giderken götürecekleri

Belalıdır dendi

Alahçın Nene'nin çağırmadığını

Çağırmak bize düşmedi"


"Senin üzerine vazife değil Adem, bana yolu göster!" dedi Zersenil. Ama Adem çok korkmuş görünüyordu.

"Zersenil, Alahçın'ın yetimi, kızı,

Titrek Orman'ın varisi,

Yolu izi bilir kendisi en iyi

Belli ki bir Adem'in yardımı değil ihtiyacı

Titrek Orman'ın yaratıkları,

Korkusu,

Adem korkar

Yerin altından

Alahçın'ın yedizinden

Yerin dibinden geleceklerden"

Sonra yerlere kadar referans yaparak bir çınarın dibine doğru koştu. Bir patatesten büyük olmayan bedeni çınarın dibindeki yaprakların arasında kaybolup gitti. Zerdesil tutmak için boşuna çabaladı.

"Huysuz çike!" diye bağırdı. Çikelerin, Alahçın'ın evlatlarının sözünü dinlemedikleri enderdir. Ancak kendi canlarını kurtaracaklarsa itaatsizlik edebilirler. Zerdesil Yedi Yetimin çikeye bir zarar vermeyeceğinden emindi. Kimseye zarar verecek değillerdi. Onları özlemişti.

Üstelik nasıl olup da Ehrihan'ın emrine girmeyi başardıklarını, ölmeden yerin altında kalabildiklerini en fazla da yer altının nasıl olduğunu merak ediyordu. Yüzündeki meraklı, hınzır gülümseme hiç silinmedi. "Aylensis" dedi. Aylensis'in kendisini kıskandığını hatırlıyordu. Kendisi Aylensis'i hiç sevmezdi.

"Sümsük cazı, ormanda kalmış olmanın acaba başımıza gelenlerde etkisi ne kadar?" diye söylendi. Sonra ormandaki patikanın içinde keyifle mırıldanarak yürümeye devam etti. Görünüşe bakılırsa Adem haklı değildi, Zersenil'in ürktüğü falan yoktu. Ama o yokken neler olup bittiğini çok merak ediyordu.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

O gün çok uzun bir gün olmuştu. Şeker de çocuklarla birlikte uyuduğunda salona indi Anne. Perilayn ona portakallı çay yaptığını söyledi. Tezgah darmadağınıktı ama ortalıkta tatlı limon kokusu vardı. O

Karlar lapa lapa yağıyordu. O sene o kadar çok kar yağdı ki, kasabanın dışarısı ile ilişkisi iyiden iyiye kesildi. Kırmızı saçlı adamın o kış, geldiği yere dönmesini beklemek artık biraz saçmaydı. Bah

Perilayn daha seyrek gelmeye başlamıştı. Anne akşamları evin avlusuna hediyelerle çıktığında Perilayn'ın nerede olduğunu düşünüyordu. Ne zaman geleceğini merak ediyordu. O yokken günlerin daha tatsız