Zıp Zıp Cin ve Huysuz Kraliçe

Evvel zamanda kocaman yeşil bir kurbağa ile evlenmiş huysuz bir kraliçe varmış. Kraliçe öyle huysuzmuş öyle huysuzmuş ki kimseciklerle anlaşamıyormuş. Sadece bir atı varmış bembeyaz. Kraliçe o ata binip sürekli geziyormuş. Ülkesine çok nadiren dönüyormuş. dağlarda, çöllerde, kumsallarda, ormanlarda gezmeyi seviyormuş ama en çok dağların eteklerindeki terkedilmiş köylerde gezmeyi seviyormuş. Kraliçenin karnı gittikçe büyüyormuş ve herkes ona hamile olabileceğini söylese de o kimseye inanmamış.


Günlerden bir gün gene yüce bir dağın eteklerinde gezmekteymiş. Karnına şiddetli bir sancı girmiş. Öyle şiddetliymiş ki bu sancı at sırtında gidememiş. O zaman atını bir terkedilmiş eve doğru sürmüş. Evin kapısını aralamış ve içeri girmiş. O güne kadar inkar etse de artık doğum yapmakta olduğunu biliyormuş. O terkedilmiş evde Huysuz Kraliçe bir başına doğurmuş.


Terkedilmiş evde yaşayan bir zıp zıp cin varmış. Yaramaz mı yaramazmış bu zıp zıp cin. Kraliçe doğum yaparken onun çığlıklarını işitir işitmez yanına gelmiş. Ona su ve havlular getirmiş. Doğumu esnasında yanında durmuş ve onu eğlendirmiş. Zıp zıp cin daha evvel hiç bir doğum izlememiş. O nedenle doğumdan çok korkmuş. Kraliçenin canının acımasına çok acımış. Kısa bir süre sonra dünyaya gelen tatlı mı tatlı prensesi ile çok beğenmiş.


Kraliçe zıp zıp cinin getirdiği kundağa prenses bebeğini sarmış ve atı ile saraya haber göndermiş. Bebeğini ve kendisini almaları için. Onların gelmelerini beklerken bebeğini biraz emzirmiş ve yorgunluktan uyuyakalmış. Zıp zıp cin ise bebeğin başında bekliyormuş ve ona bakıyormuş. Upuuzun hayatı boyunca hiç böyle güzel bir şey görmemiş. Birazdan etrafta atlıların sesleri duyulmuş. Zıp Zıp cin çok korkmuş. Kaçıp saklanmak istemiş ama prensesi hep tekrar görmek isteyeceğini fark etmiş. O zaman bir büyü mırıldanmış küçülmüş küçülmüş küçülmüş ve kahverengi bir bene dönüşmüş. Sonra zıp zıp zıplamış ve prensesin omzuna yapışmış. Böylece prenses nereye gitse zıp zıp cin de onla gidecekmiş.


Kraliçe başına gelenleri ve ona yardım eden zıp zıp cini herkeslere anlattıysa de kimse inanmamış ve onu al bastığına inanmışlar. Prenses zamanla büyümüş. Dünyalar güzeli, tatlı mı tatlı, akıllı mı akıllı bir kıza dönüşmüş. Annesi Kraliçe evvelinde pek huysuz pek asiymiş ama kızını uslu mu uslu olsun diye yetiştirmekteymiş. Prenses ata binmesini pek severmiş annesi gibi. Ama uzaklara gitmesine, saraydan dışarı çıkmasına, taşkınlıklar, yaramazlıklar yapmasına hiç izin verilmezmiş. Zıp zıp cin ise ne zaman fırsat bulsa prensesin omzundan zıplayıp çıkar ve prensesi güldürür, eğlendirirmiş. Odasında sürekli kahkahalar atan, konuşan prensesi eğlendirenin zıp zıp cin olduğunu kimsecikler bilmezmiş.


Prenses zıp zıp cinden öğrendiği bazı edepsiz lafları, taşkınlık ve yaramazlıkları yaptığı zaman hep annesinden azar yermiş. Kocaman bir kurbağa olan babası ise bu taşkınlıklara gülüp geçermiş. Prensesin annesininkinden daha da güzel, gür saçlı bembeyaz bir atı varmış ve o günlerde kurbağa babası at sürmedeki ustalıkları ödüllendirmek için o güne kadar gelmiş geçmiş en büyük turnuvayı düzenliyormuş. Ülkelerindeki mahir pek çok at ustası bu turnuvaya katılacakmış. Kral babası da kazananı prensesin müstakbel kocası ilan edecekmiş.


Tatlı mı tatlı, güzel mi güzel prenses daha evlenecek yaşta değilmiş. Aslında prensese sorulursa ülkedeki en mahir at ustası da kendisiymiş. Doğuştan getirdiği bir yeteneği varmış sanki bu konuda. Üstelik ülkenin en iyi ustalarından da dersler almış. Herkes o ata binerken ona hayran kalıyormuş. Bu nedenle Kurbağadan kral babasına turnuvaya katılmak istediğini söylemiş. Ama babası izin vermemiş. Annesine söylemiş, annesi hiç öyle şey olur mu demiş bir de kızmış. Prenses o anda huysuzlaşmış ve zıp zıp cinden öğrendiği okkalı bir küfürü ağzından kaçırıvermiş. Annesi de bu duruma epeyce sinirlenmiş. Yaptığının yanlış olduğunu ona söylemek için onu odasına hapsetmiş. Prenses de odasında sinirlendikçe sinirlenmiş. O esnada zıp zıp cin gene beninden dışarı doğru fırlamış. Prensesin odasında hırçın hırçın kızmasına bakmış. Sonra prenses camdan dışarıda turnuvada olan bitenleri izleyip üzülürken zıp zıp cin de kızmış. Ama aklında her zaman bir yaramazlık olurmuş. O da demiş ki haydi gel bak bir çözüm biliyorum!" demiş. Prensesi palyaçoya benzetecek şekilde giydirmiş ancak öyle bir palyaçoymuş ki bu altında ata binmek için gereken çizmesi ve ayakkabısı varmış ve üzerinde rengarenk bir gömlek varmış. Saçlarını kabarık ve rengarenk hale getirmiş ve yüzüne boyalar sürmüş. Sonra prensesin odasında yerini bildiği bir gizli geçidi göstermiş zıp zıp cin. Birbirlerine sarılmışlar ve bir kaydırağa benzeyen gizli geçidin içerisine doğru ilerlemişler. Gizli geçit hakikaten prensesin odasının bulunduğu yüksek kuleden aşağılara doğru kayarak inen biraz dikçe bir geçitmiş. Birbirlerine sıkı sıkı sarılmışlar hem korkmuşlar hem de gülmüşler. Sonunda geçidin önündeki bir saman arabasının üzerine düşmüşler. Oradan da atlayıp ahırlara doğru gitmişler. Ama ahırların olduğu tarafta çok sayıda muhafız varmış ve prenses atını çağırmak için bir ıslık çalmış. Prensesin atı ahırlardan çıkmış, muhafızları aşmış ve palyaço kılığındaki prenses ve zıp zıp cinin yanına ulaşmış. Onları sırtına almış ve turnuva alanına doğru ilerlemişler.


O sırada saray muhafızları prensesin atına binen tuhaf görünümlü cin ve palyaço kılıklı kıza doğru ilerlemeye başlamışlar. Zıp zıp cin cebinden sapanını çıkarmış. diğer cebinden de sakızları çıkarmış. Sakızları çiğnemiş çiğnemiz ve balon haline getirip sapanına koymuş. Çiş kaka hop güm puh diyip sapanına koyduğu tükürüklü sakız balonunu muhafızların yüzüne doğru atmış. Prenses de atını ustalıkla sürmüş. Sonunda turnuva alanına girmişler. Turnuva alanına muhafızlar girmemiş ve zorlu turnuvanın tüm etaplarını prenses ve zıp zıp cin bitirene kadar beklemişler. Herkes ikisinin ustalığına hayran olmuş ve kısa bir süre içinde herkes onları alkışlamaya başlamış. Turnuvayı izleyen herkes gibi kraliyet ailesi ve karar konseyi de hayranlıkla ve şaşkınlıkla prenses ve zıp zıp cini birinci ilan etmiş. Ancak Kral müstakbel damadı ile tanışmak için turnuva alanına indiğinde prenses yüzünü temizlemiş ve Kral da dahil herkes prensesi görünce şaşırmış. Prenses zıp zıp cini ile birlikte Kral'ın önünde yerlere kadar eğilmiş. Kral da prenses ve zıp zıp cin önünde yerlere kadar eğilmiş. ve demiş ki "Kızım göğsümü gururla doldurdun ve hepimizi şaşırttın. Dile benden ne dilersin?"


"Babacığım, mademki krallığa hükmedeceğim. Bırak önce gezeyim, göreyim, öğreneyim. Bana söz verdiğin krallığımızı bugünkü gibi refah ve huzur içinde tut sen ben dönene kadar. Size hep bahsettiğim sizin de hiç görmediğiniz zıp zıp cinim de bana yoldaş olsun." demiş. Babası da bu isteklerini kabul etmiş. Kızına yolculuğu için hazırlanması için süre vermiş.


Turnuvanın galibi palyaço prenses ve zıp zıp cin için 40 gün 40 gece bir şenlik düzenlenmiş ve ülkedeki herkes zıp zıp cini, komik kıyafetlerini, küfürlerini ve şakalarını görmüş eğlenmiş. 40. gün palyaço prenses ile zıp zıp cin yolculuklarına neşe ile uğurlanmışlar. Ülkelerin çıkışındaki yüce meşe ağacına kadar huysuz kraliçe de beyaz atı ile eşlik etmiş ve kızına o zamana kadar gezdiği gördüğü ve not ettiği bütün yerlerin haritalarını vermiş. Belki işine yarar diye. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine!



Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sararan yapraklar ve kurumaya dönen çalıların arasında bir kadın göründü. Yüzüde pek çok çizgi vardı ve kimsede görülmemiş gür saçlara sahipti. Işık, yaprakların arasından yüzüne vurdukça gözlerini kı

Evvel zamanda pek becerikli bir cadı yaşarmış. Bu cadının aslan gibi bir kedisi ve kurt gibi bir köpeği varmış. Sırtında bir bohçası varmış. Şehirden şehre dolaşır, gittiği şehirlerde bohçasını açar v

Şanoğlan kanepede uzanan misafirine baktı. Birşeyler hazırlamak için şömineye geçti. Ateşi her zamankinden harlı yakmaya karar verdi. Misafirinin saçları, gözleri, titreyen bedeni, nefesi, teninin kok