Yorgun kaplan ve yıldızı

Uzakta bir ülkede kocaman ve garip bir çöl varmış. Bu çöl tam 7 farklı renkte kumlardan oluşurmuş. Gündüzleri çok sıcak geceleri ise çok soğuk olurmuş. İşte bu çölde bir kaplan yaşarmış. Çok kuvvetli, görkemli güçlü bir kaplanmış. Kendi kendine böyle dermiş. Çölün bir ucundan diğer ucuna tam 3 günde gidebilirmiş. Bir ucunda pek sevgili dostu minik parmaklı fil yaşarmış. Çölün tam bittiği yerde, bir derenin kıyısında güzel bir vahada yerleşmiş olan bu fil, gülleri çok severmiş. Kocaman gül bahçelerinde kendi elleri ile yetiştirdiği gülleri hasat eder, mevsimi geldiğinde yapraklarını kurutur ve satarmış. Sevgililer birbirlerinin yollarına, yatağına, masasına döküp aşkını ilan etsin, kimisi banyosuna katsın ve mis gibi güller koksun diye. Kaplan bu minik parmaklı arkadaşının yanında birkaç dakika durur, ondan aldığı gül yapraklarını sırtına yüklenir ve hemen çöldeki seyahatine başlarmış. Tam 3 gün ve 3 gece boyunca süren seyahati ile çölün diğer ucuna gidermiş. Gündüzleri tüyleri ve sırtı kavrulurmuş sıcaktan, geceleri ise tir tir titrermiş. Soğuk iyiden iyiye bastırdığında kumların arasında kendine bir oyuk açar iyice gömülürmüş. Öyle yorgun olurmuş ki hemen uykuya dalarmış. Kasları o uykuya dalarken henüz soğuyamamış olduğundan çölün dondurucu soğuğunda sabaha kadar onu sıcak tutabilirmiş. Sabahın ilk ışıkları ile kaplan yeniden koşmaya başlarmış.


Doğrusu çoğu kişi o çölü ömrü boyunca ancak bir defa geçebilir, geçebilirse de bunun yorgunluğunu ancak aylarca dinlenme ve beslenme ile atabilirmiş. Kaplan ise yorulmaz, koşar koşar, az dinlenip az uyuyarak çölü diğer ucuna varırmış. Oradada ak maymunlar kabilesi yaşarmış. Kabilenin prensesi kaplanın bir diğer yakın arkadaşıymış. Öyle keyfine çokça düşkünmüş. Onun ülkesi buz gibi serin ve hep karların yağdığı bir ülkeymiş. Çölün bittiği ve ülkesinin başladığı yerde tatlı bir kaplıca gölü varmış. Prenses karlar yağarken bu sıcak göle girmeyi çok severmiş. Kapan gelir gelmez gülleri ondan alır çok cüzi bir ücret verirmiş kaplana. En yakın arkadaşlarmış çünkü onlar, aralarında paranın lafı olmazmış, öyle dermiş prenses bu azıcık parayı kaplana verirken. Gül yapraklarını sıcak suya atar, karların arasında bembeyaz tüylü bedenini zarifçe sıcak suya bırakırmış. Onun peşinden kabilesinin seçkinleri girermiş sıcak kaplıca gölüne bedenlerini şımartırlarmış. Kaplan kabilenin seçkini olmadığından kenarda uzanır, kaplıcanın buharları arasında güllerin içinde zevkle yıkanan prensesi biraz izlermiş. İkram edilen yemekle karnını doyurur sonra fazlaca dinlenemeden yola koyulurmuş gene. Prenses bir sonraki banyosundan güller eksik olsun istemezmiş çünkü.


Kaplan kendine çölün kaplanıyım dermiş. Bu çölün 7 farklı renkteki kumlarını izlemeyi çok severmiş. Çölün kıvrımlarını ve sürekli değişen tepelerini de severmiş. Çöle öyle alışkınmış ki suyun kokusunu hassas burnu hemen alırmış. Güneşin doğuşunda ve batışında gökyüzü de kumlarda renkten renge girermiş. Kimsenin yolunu bulamadığı bu çölü kaplan çok iyi bilir ve her zaman yolunu rahatça bulurmuş. Seviyorum bu çölü dermiş kendine.


Gene bolca hız ve koşma ile geçen bir günün yorgun gecesine kaplan bedenine soğuk ve nemli bir şeyin değdiğini hissetmiş ve irkilerek uyanmış. O gece dolunay varmış ve kaplan ay ışığında hemen görmüş bedenine değen şeyin bir yılan olduğunu. Evvela irkilmiş ama yılanın ona aldırdığı yokmuş, ilgisiz gözlerini sadece birkaç dakika kaplanın üzerinde tutmuş ardından kıvrıla kıvrıla yoluna devam etmiş. Yılan gittikten sonra da kaplan bir türlü tekrar uykuya dalamamış. Uyumaya çalışmış çalışmış olmamış, olmayınca da bakışlarını gökyüzüne kaldırmış. Orada, uzakta ona göz kırpan bir yıldız farketmiş.


Yıldız bir süre daha ona göz kırptıktan sonra kaplanın dikkatini iyice çektiğinden emin olmuş ve konuşmaya başlamış. “Kaplan kaplan nasılsın?”

“Sen bir yıldızsın ve konuşabiliyorsun!” Demiş kaplan şaşkın ve yorgun bakışlarla. Böylece bir sohbete başlamışlar. Sohbetin ortasında yıldız şöyle demiş:

“Kaplan ben her akşam sana bakıyorum. O kadar yüksekteyim ki senin gibi bir sürü başka kaplanı da görebiliyorum dünyanın başka başka yerlerinde yaşayan. Ama sen yapayalnızsın.”

“Hayır değilim.” diye yanıtlamış kaplan. “Arkadaşlarım var, Ak Maymun Prenses ve Küçük parmaklı fil var dostlarım.”

“İyi ama onlarla hiç zaman geçirmiyorsun ki” demiş ,Yıldız bu sefer.

“Ama vaktim olmuyor ki” demiş kaplan.

“Onlar senle ilgileniyorlar mı? Yorulduğunu ve mutsuz olduğunu görüyorlar mı?” demiş Yıldız.

“Ben yorgun değilim ki” diye yanıtlamış kaplan. İşim bu çölü sürekli aşmam gerek.” Sonra böbürlenerek eklemiş: “Hem kimse çölü benim kadar hızlı aşıp geçemez.”

“Yüzün hep mutsuz görünüyor buradan baktığımda. Hem bedenine hiç de iyi davranmıyorsun. Yeterince uyumuyorsun ve dinlenmiyorsun.”

Sohbetleri böyle uzayıp gitmiş. Yıldızın titrek ışığı çöl soğuğunda kaplanı ısıtabilmiş, sohbetleri ve sesi kaplana huzur vermiş ve sabah olmadan tekrar uykuya dalacak vakti olmuş kaplanın. O gece ve başka gecelerde de sohbetler etmişler ve böylece kaplanla yıldız arkadaş olmuşlar. Yıldız geceleri kaplanla sohbet ederken kaplana dinlenmesini de öğretmiş. Yeterince uyku alabilmesi için ona masallar okumuş. Bir sürü lezzetli yemek anlatmış ki karnını güzelce doyursun. Sonra çöl havasının kaplana iyi gelip gelmediğini merak etmiş ve ona dünyanın başka başka güzel bir sürü memleketlerini anlatmış.


Yavaş yavaş daha uzun uyumaya daha çok dinlenmeye daha sağlıklı beslenmeye başlayan kaplan bu sefer gerçekten güçlü ve gürbüz bir hale gelmiş. Artık bedenine daha iyi bakıyormuş bu nedenle çölü eskisi gibi 3 günde geçmeye çabalamıyormuş. Zamanla dünyanın başka memleketlerini de görmek için çok heveslenmiş. Oralardan başka güzel gül tohumları bulup getireceğini söylemiş ince parmaklı fil dostuna ama fil ona eğer 3 günde yapraklarını teslim etmeyi bırakırsa en çok para ödeyen müsterisini kaybedeceğini söylemiş. Kendisini böyle zor bir duruma sokacağı için kaplana küsmüş. Son yaprakları götürdüğünde kar prensesi maymuna dünyanın başka ülkelerinde başka güzel kurumuş çiçek yapraklarını getireceğini söylediğinde ona 3 gün içinde gül yaprağı getirecek başka biri olmadığını ve gül yaprağı olmadan banyo yapamayacağını söylemiş kar prensesi ve küsmüş. Kaplan kendisinin onları mutlu etmek için o zamana kadar yaptıklarını hemen unutan ve daha mutlu bir hayata geçmesini destek olmayan bu kişilerin aslında arkadaşı olmadığını ancak o zaman anlamış.


Sonra kaplan Yıldız dostunun anlattığı başka ülkeleri gezmiş başka kaplanlarla tanışmış. Bir sürü arkadaş edinmiş. Memlekeletlerden birinde kocaman bir Kara Orman varmış. Orman büyülüymüş ve içinde pek çok eskiden yaşamış bilge kaplanların ruhu varmış. En çok bu memleketi seviş kaplan. Oradaki kocaman çiçekçi dükkanın yanına, ormanın kıyısına yuvasını kurmaya karar vermiş. Çok sevdiği insanları her zaman neşe ile ağırladığı güzel bir ev yapmış kendine. O evde her zaman kahkaha sesleri oluyormuş ve hem güzel zamanlar hem de zor zamanlar arkadaşlarla birlikte geçiriliyor, bir sürü güzel anılar inşa ediliyormuş. Evin çatısında kocaman bir cam varmış ve çatı katında uyuyan kaplan her gece mutlaka yıldızı ile o gün olan biteni konuşuyormuş. Yıldız zaten gündüzleri bile kaplanı izliyormuş. Yıldız kaplana sonsuza dek hep güzel masallar ve uyku melodileri fısıldamış kaplansa her yaşadığı şeyi Yıldız’ına anlatmış böylece sonsuza kadar mutlu olmuşlar.