Yorgun Fenerci ve genç kız

Uzaklarda dağların pek sarp ve sivri olduğu, Denizlerinse türlü deniz hayvanları ve fantastik yaratıklar içerdiği bir yerde devasa bir fener varmış. Bu fenerin büyülü ışığı, oradaki tehlikeli denize açılmış denizcilere yol gösterirmiş. Deniz Fenerinin aydınlatmadığı gecelerde (bazı geceler ava gidermiş fenerci) hiçbir denizci o sulardan geçmeye cesaret edemezmiş.

Denizcinin karısı uzun seneler evvel göçüp gitmiş. Biri kız biri erkek iki evladı ile denizci ava çıkmayı azaltmış, denize gitmeyide azaltmış. Fenerinde oturup nispeten müzmin bir hayat geçirmeye başlamış. Gene de kimi zaman feneri aydınlatırken bile deniz azar coşarsa ve fantastik yaratıklar denizden çıkar sıçrarsa gemileri korumak için sandalı ile açılıyor, bükelerle savaşıp gemilerin geçmesine yardım ediyormuş.


İşte bir gece böyle bir savaştan yorgun ama başarılı bir şekilde çıkmış fenerine doğru yürümüş. Çocuklar keyifle yataklarında uyuyorlarmış. Onlara göz kulak olan od iyesi (yani ateş perisi) denizcinin döndüğünü görünce kocaman esnemiş ve minicik kelimelerle söylene söylenene alevin içine girip kaybolmuş. İyenin evi ateşin içiymiş ve gürül gürül yanan fenerin şöminesinde yaşıyormuş binlerce yıldır. Şöminenin kenarındaki demir ayağa çayı koymuş fenerci, yorgun bedenini yıkadıktan sonra giyinmiş, sıcak bir battaniyeye sarılmış ve şöminenin kenarında piposunu tüttürerek, çayını yudumlayarak güneşin doğmasını beklemiş, sallanmış, hafiften uyuklamış. Sabaha karşı ortalığın en karanlık olduğu saatte, denizcinin yüreği henüz tam sakinleşmemişken öylece oturup alevleri izler, dalgaları dinlerken kapı 3 defa çalınmış. Denizci, fenerin kapısını böyle kuvvetlice (çünkü kapının tokmağı çok ağır bir demirdenmiş) kimin çaldığını merak etmiş. Açmış kocaman tek parça kütükten yapılmış ağır kapısını ve karşısında yağmurda sırılsıklam ıslanmış, kocaman sırt çantası ile gencecik bir kız görmüş. Kız titreyerek “İçeri girebilir miyim? Çadırım bu fırtınada çok su aldı ve çok üşüdüm.” demiş. Denizci de kapıyı ardına kadar açmış. Kız hemen şöminenin karşısına geçmiş. O ısınırken denizci ona kocaman sıcak bir çay koymuş. Kıza üstünü başını değiştirebilmesi, eşyalarını koyabilmesi için bir oda göstermiş. Kız değişmiş, kocaman bir battaniyeye sarılmış, denizcinin eline tutuşturduğu kocaman kupadan birkaç yudum çay almış. Denizcinin ona ikram ettiği somun ekmeği acele acele yemiş. O esnada denizci kıza bir yatak hazırlamaya gitmiş, hazırlayıp döndüğünde kızcağızın sobanın kenarına kıvrılmış uyuyakaldığını görmüş. Bunun üzerine kızı kaldırıp yatağına taşımış, taşırken kızın kuş gibi hafif olduğunu şaşırarak fark etmiş.


Gün ışırken denizci kendi yatağına yatmış, biraz sağa sola dönmüş, kısacık bir uyku çekmiş. Uyanmış sabah olunca da ve sabah çocuklarına kahvaltı hazırlamış, onları okula göndermiş. Fenerin şöminesindeki ateşi iyice harladıktan sonra odun kesmeye ormana gitmiş. Biraz da mantar toplamış ve bir tavşan avlamış, akşama yahni yapmak istemiş. Döndüğünde kızın uyandığını görmüş. Kız ıslanan eşyalarını kurutmak için şöminenin etrafına asmış, banyo yapmış ve güzel bir çorba pişirmiş evdeki malzemelerle. Denizci odunları yığdıktan sonra mutfağa geçmeden evvel o çorbadan kocaman bir yudum almış, içi ısınmış. Bazen, çok nadiren od iyesi de Denizci’ye çorba pişirirmiş. Denizcinin eli pek maharetli çok lezzetliymiş. Ve de kendisine çorba pişirilmesinden müthiş keyif alırmış. Denizci epeyce asık suratlı bir herifmiş. Çok da az konuşurmuş. Çorbayı içerken yüzüne kocaman bir gülümseme yayılmış. Kızın ona sorduğu sorulara işte bu tebessüm eşliğinde keyifli yanıtlar vermiş. Sonra o da kıza sormuş, kimdir, nereye gider merak etmiş. Kız ona bir gezgin olduğunu anlatmış. Diyar diyar gezdiğini söylemiş ve bugüne kadar gördüğü yerleri, yaşadığı şeyleri anlatmış. Denizci kızın titrek, heyecanlı sesine ve minicik cüssesine bakmış. Nasıl olup da kızın bu kadar çok iş becerebildiğine şaşmış. O kadar diyar gezmiş, görmüş yaşamış olmasına hayret etmiş. Kızın heyecanı Denizci’ye de bulaşmış ki besbelli Denizci’nin yüreği tıpkı kızın elleri gibi titremiş. Hatta mutfakta yahniyi hazırlarken denizcinin karnında kelebekler uçuşuyormuş. Kendini çok hafif hissediyormuş, öyle hafif ki, sanki ayak parmakları yerin birkaç milimetre üzerindeymiş. Şarkı bile söylemiş yahni fokurdarken, salata için soğan keserken. Çok eskiden sevdiği, söylediği bir şarkıyı. Çocuklar eve gelip de mutlu sofra etrafında oturduklarında denizcinin keyfi çok daha yerine gelmiş. O geceki deniz canavarlarını olduğundan biraz daha abartarak anlatmış. Misafirleri olan kız kendini tanıtmış, benim adım Alis, diye ve o da hikayesini anlatmış. Çocuklar öyle çok gülmüşler ki karınları ağrımış. Akşam erkenden uykuya dalmışlar. Denizci çocuk odasına şöminedeki ateşi beslemek için girdiğinde uykularında gülümseyen çocukları görmüş ve şaşırmış buna. Misafir kız yağmurlar dinince gideceğim demiş, ancak o coğrafyaya güzün çok yağmur düşermiş. Yağmurlar bir türlü bitmemiş. Öyle olunca kızın misafirliği uzadıkça uzamış. Birlikte sararan ve kızıllaşan yaprakları izlemişler. Akşamları bol bol mantarlı güveçler ve yahniler yemişler. Bir akşam çocukların okul macerasını diğer akşamsa Alis’in gezilerini dinlemişler. Denizcinin gemileri kurtarmak için gittiği geceler Alis de onu beklemiş. Ardından kış gelmiş. Karlar yağarken Alis birkaç kere gitmeyi düşünmüş ama Denizci buralarda kış çok çetin geçer demiş. Alis’in gidişini bahara ertelemişler. Birlikte kardan adam yapmışlar. Gece masallarını şöminenin kenarında anlatmışlar birbirlerine ve Denizci bazı akşamlar çocuklardan bile çok gülmüş. Denizcinin anlattıkları ise çocuklar kadar Alis’i de ürkütmüş. Od iyesi fenerin şöminesindeki ateşi o kış diğer kışlardan daha da alevli bir şekilde tutuşturmuş.


Derken bir sabah çocuklar her sene yaptıkları gibi kışın ilk kardelenini getirmişler ve babalarından her seneki gibi Bahar Müjdesi istemişler. Denizci ilk kardeleni bulduklarında bahar geldiğini müjdeliyor diye çocuklarına tereyağ kaymak ve karamelden bir şeker yapıyormuş. Denizci kardeleni almış. Mutfak penceresinin önüne koymuş, demirden tenceresine pekmezi dökmüş ve üzerine azıcık su bol kaymak ekleyerek şekerlemeyi yapmaya başlamış ki birden suratı asılmış. Tencereyi olduğu yerde bırakıp çekmiş çıkmış dışarı. Gözleri alev alev yanıyormuş ve yanakları ıslanmış. Ne olduğunu anlayamamış kendine. Soğuk havanın yüzüne çarpmasını istemiş. Ama az yürüyüp de ormanın ilerisindeki açıklığa ulaştığında bir gelin gibi çiçeklerini çıkarmış badem ağacını görmüş. İşte o zaman oldukça gür bir haykırış koparmış. Alis Denizci’ye ne olduğunu anlamamış. Ocakta dumanlar çıkararak tüten tencereyi indirmiş. O gece denizci güneş batıktan sonra eve gelmiş ve asık bir suratla oturmuş. Sonraki günler karlar erimiş, her yeri çiçekler basmış. Alis o baharın diğerlerinden çok daha fazla içini kıpırdattığını hissediyor ve sık sık dışarı çıkıyormuş. Artık hazırlanma vaktinin geldiğini biliyormuş ama her güne farklı bir eğlence koyuyorlarmış gitmezden evvel, eriğin dallarına tırmanıyor, dışarı ahşap ev yapıyorlarmış. Akşam olunca da çocuklarla haritayı kocaman masaya seriyor ve Alis’in gitmeye hazırlandığı tehlikeli 7 dağların patikalarını işaretliyorlarmış. Alisin hep yanında taşığıdı devasa haritanın her yeri çizikliymiş. Gittiği yerler notları tehlikeli geçitler ve ipuçları ve daha bir sürü şey orada özetlenmişmiş. Alis çocukluğundna beri tehlikeli 7 dağlara da gitmek istiyormuş ama henüz başaramamışmış. Şimdi o yedi dağların etrafını inceliyormuş. O inceleyip heyecanlandıkça Denizci homurdanıyormuş.


Alis plan yaparken, Denizci homurdanırken zaman hızlıca geçmiş ve Alis’in ayrılma vaktı gelmiş. Hepsi birbirlerine sarılmış ve teşekkürler etmişler. Birlikte geçirdikleri güzel zamanları hiç unutmayacaklarını söylemişler. Ardından yüzü apasık olan Denizci kocaman elleri ile Alis in minik ellerini tutup açmış ve ona gri ve beyaz parlak bir taştan bir kolye vermiş. Sonra o zamana kadar süren uzun sessizliğini bozmuş. Demiş ki sevgili Alis, tehlikeli 7 dağlar hakikaten tehlikelidir. Senin adına korkuyorum. Eğer korkarsan, ürkersen bir tehdit sana yaklaşırsa benim bilebilmem için bu büyülü kolyeyi tak. Hiç boynundan çıkarma ki başın sıkıştığında seni bulabileyim. Böylece vedalaşmışlar. Alis her zamanki neşeli hali ile yola çıkmış. Denizci daha da asık bir suratla çocukların saçlarını okşamış. O gece ve sonraki geceler çok kısa masallar anlatmış. Uzaklara dalmış çoğunluk. Masadaki yemeklerin, sohbetlerin evin tadı eksilmiş. Çocukların buna alışmaları zaman almış. Hepsi de Alis in ne zaman döneceğini sık sık babalarına sormuşlar.

Alis hakikaten son derece maceralı bir yolculuğa çıkmış. Sisli büyülü mağaralardan geçmiş. Şelalelere tırmanmış. Asma köprüleri aşmış. Tehlikeli 7 dağlara giden büyülü geçit ancak havada uçan balinaların sırtında mümkün oluyormuş. O geçitin sisli göğünde uçan balinaların sırtına binmek içinse balinalara bir sürü binbir delik çiçeği ikram etmek gerekiyormuş. Alis binlerce toplamış, balinaların birine ikram etmiş. Balina binbir delik çiçeğini yutunca gözleri ışıldamış ve Alis'i geçitin içerisinde taşımış. Alis geçitin kenarında dağların zirvelerine kadar uzanan devasa upusun sekoya ağaçlarından birinin üzerine zıplamış. Ağaçların dallarından dallarına geçerken türlü canavardan saklanmış. Ama bir noktada çok yorulmuş. Dağ geçitleri hakikaten tehlikeli, zirveler çok yüksek ve ürkütücüymüş. Yaz yaklaşmış olmasına rağmen yüksekler hala karlıymış.


Bir gece, ilk dağın zirvesine çok yaklaşmışken bir mağaranın kıyısına varmış. Mağara Alis'e Denizci'nin güvenli evini hatırlatmış. Sanki o ev gibi misler kokuyormuş ve içerisinden bir sıcaklık yayıyormuş. Hemen içeri girmiş. Tulumuna sarılmış. Günün tüm yorgunluğu üzerine çökmüş ve etrafı iyice kolaçan edemeden oracıkta uyuyakalmış. Meğerse o mağara ürpertici bir büyü ile mühürlüymüş. Ne zaman bir yorgun gezgin oralardan geçse mağaranın kokusu onlara güvenli sığınaklarını hatırlatırmış ve kendine çekermiş. Mağaraya giren maceracıya ise ağır bir uyku çöker işte bu uykunun orta yerinde, mağaranın canavarı sudan çıkar ve kurbanının ayaklarınından kanını emermiş. Bu seferde tıpkı öyle olmuş. Ağır uykusundayken Alis, suların içinden vıcık vıcık bir yaratık çıkmış. Adı Vandalmış bu yaratığın. Çok dehşetengiz bir şeymiş. Yeşilimtrak bir derisi ve boynunda solungaçları varmış. Kafasında horoz ibiği gibi kocaman bir deri katlantısı varmış. Alise doğru yürümüş, yaklaşmış ve Alisin çıplak ayağının altına uzun tırnakları ile çizikler atmış. Sonra yapışkan bedeni ile çöreklenmiş Alis’in üzerine. Perdeli ayaklarını alisin ağzına bastırmış çığlığı duyulmasın diye. Alis çırpınırken kolyesindeki taş ışıldamış ve müthiş bir gürültü ile patırdamış. Gürültü ve sesler Vandalı uzaklaştırmış ancak Alisin ayaklarının altı çok acıdığı ve vandal onun kanını emdiği için yeterince hızlı kaçacak kadar gücü yokmuş. Ama kaçmaya çabalarken ve acı içinde çığlık atarken Denizci bir anda mağaradan içeri girmiş ve Vandalı yere sermiş. İyice pataklamış ve elindeki devasa asa ile karşı duvara fırlatmış. Vandal bir çıyan gibi sürünerek suyun içerisine geri girmiş. Denizci sırtından indirdiği battaniyeye sarmış Alis’i. Ayaklarına pansuman yapmış ve sonra onu sırtına yüklenip Fenerine geri dönmüş. Çocuklar, od iyesi ve denizci çok çok iyi bakmışlar böylece hızla iyileşmiş Alis.


Alis çok hızlı iyileşmiş ama çok da korkmuş. Korkusu öyle çokmuş ki bir sürü gece rahat uyuyamamış. Korkusu cesaretini binbir parçaya ayırıp Dünyanın binbir köşesine yollamış. Alis de haritasını kaldırıp bir sandığa koymuş. Denizcinin yanında kendisini çok huzurlu ve güvende hissetmiş. Haritayı, keşfi, merakı unutmuş. Ancak birkaç mevsim geçtikten sonra Denizci sandığı da alıp Alis'in yanına gelmiş ve demiş ki, "Sevgili Alis, iyileşecek zaman tanı kendine ama burası senin evin. Korkun azalsın ve cesaretin geri gelsin. Merakın azsın ve coşsun, ben yanındayım. Ne zamanki zamanıdır, macera seni bekler, beni de bekler, gider bulur keşfederiz." Bu sözler büyü gibi iyi gelmiş Alis'e. Alis'i korkusu sönmüş, cesareti gelmiş ve merakı coşmuş. Sonra Alis'in merakı ve Denizci'nin ustalığı ile Tehlikeli 7 Dağlara hep birlikte, çocukları bile alarak gitmişler. Sisli geçitte balinalarla uçmuş, Sekoyaların dallarında gezinmiş ve uçurumları asma halat köprülerden geçmişler. Canacarları bertaraf etmiş, ateş etrafında ısınmışlar. Güvenle uyumuş, merakla yol almışlar. Tehlikeli 7 dağların 7. sinin tepesinde bir sıcak kaplıca göl varmış, gölün dibinde de tıpkı Alis'in haritasında yazdığı gibi bir hazine varmış. O hazineyi almışlar. Hazineleri, merakları, cesaretleri ve maharetleriyle başkaca bir sürü maceraya birikte atılmışlar. Korkunca birbirlerine sarılmışlar ve yorulunca fenerlerine geri dönmüşler. Böylece macera dolu, dayanışmalı, bol meraklı ve keşifli mutlu mesut bir ömürleri olmuş.