Yeşil Vosvoslu Palyaço ve iki yaramaz çocuğun maceraları

Uzaklarda bir yerlerde, yeşil vosvosu ile gezinen ve herkesi mutlu etmeye çalışan bir palyaço varmış. Yeşil vosvosun dondurmadan yapılmış farları varmış. Palyaço uzun yolları gezer, kimi zaman yolu denizin kıyısındaki bir memlekette yaşayan iki afacan çocuk arkadaşının yanına düşermiş. Dondurmadan yapılı farlarla, iki afacanın yaşadığı sokağın dik yokuşuna girdiğinde, çocuklar vosvosu hemen tanırlarmış. Neşe ile vosvosa koşarlarmış. Palyaço vosvosundan indiğinde iki yaramaza iki minik hediye verir hem de güldürürmüş onları.


Günlerden bir gün, iki afacanın yaşadığı memleketi de başka memleketleri de görünmez devler işgal etmiş. Devler görünmesine görünmüyorlarmış ama olanca heybetleri ile ortalıkta dolaşıyorlar oraya buraya basıyorlarmış. Bu nedenle insanlar dışarı çıkmaktan korkar olmuşlar. Hem de devler geğiriyor, öksürüyor ve pis nefesleri ile havayı da kirletiyorlarmış bu nedenle insanlar maskesiz sokağa çıkamaz olmuşlar. İki afacan, sokakta oynadıkları, çiçek topladıkları, denize gittikleri, çamurlarda zıpladıkları ve kuşları gözledikleri günleri çok özlemişler. Evde sıkıntı içinde mızmızlanırlarken bu duruma belki de onlardan çok üzülen annelerinin aklına büyük büyük büyük büyük nineleri gelmiş. Yaşlı büyük nineleri, uzakta bir dağın tepesinde, koskocaman bir kütüphanede yaşayan bir baykuşmuş! Çocukları karşılarına alıp demiş ki, “Yavrularım sakın evden dışarı çıkmayın, sevgili dadınız Yucaba sizinle ilgilenecek. Ben de gidip büyük büyük büyük nineme bu devleri nasıl yok ederiz sorup, öğrenip geleceğim.” Sonra da çıkmış yola. Az gitmiş uz gitmiş. Büyük ninenin dağına giden yollar pek dolambaçlı ve çetrefilli imiş. Devler bir taraftan olur olmaz yerleri kapattığı için her yerden de geçemiyormuş. Köylerin arasından, ormanların içinden, yayla yollarından giderken kafası karışmış ve yolu şaşırmış.


Bu esnada kızlar daha da mızmızlanmışlar ve palyaço da tesadüf işte tam o zaman yolunu afacanların evine düşürmüş. Ceplerinde hediyelerle gitmiş yaramazların yanına. Ama ne yapıp ettiyse de mutlu edememiş kızları. Sonra düşünmüş, taşınmış. Dadı Yucaba’dan da izin alıp çok çok dikkatlice vosvosa bindirmiş kızları ve annelerinin peşlerine düşmüşler. Devler o sırada daha da kalabalıklaşmış ve yolları iyice kapatmış. Bunun üzerine vosvosun sihirli düğmesine basmış palyaço ve kanatları çıkmış vosvosun. Pır pır pır pır uça uça devlerin arasından sıyrılmış, uçarken ona yaklaşan devlere de, yaramaz kızlar vosvosun pencerelerinden kolonya sıkmışlar. Devler pisliği pek sevdiğinden kolonya kokusunu duyar duymaz korkup kaçıyorlarmış. Uça uça ve kolonya püskürte püskürte pır pır pır pır annelerinin izini bulmuşlar. Anneleri bir sürü devin arasında kaldığı için yolda ilerleyemez hale gelmiş, arabasında bekliyormuş. Hemen gidip annelerini de kurtarmışlar. Bir tek vosvosun sihirli kanatları olduğu için yollarına vosvosla devam etmişler. Vosvos sihirli kanatları da olsa gece olunca yorulmuş ve bir bulutun üzerine konmuş. Palyaço bulutun üzerine güzel bir çadır koymuş, anne bulutun bir köşesine ufak ocağını yerleştirip çorba pişirmeye başlamış. Palyaço, çorbaları pişerken afacanlara birer olta vermiş. Çorbadan sonra yemek için kayan çikolatalı yıldız avlamak ister misiniz diye sormuş. Kayan çikolatalı yıldızı yakalamak için oltalarını savurmuşlar hep birlikte. Beklerken çorbalarını da içmişler. Derken oltalardan biri kıpırdamaya başlamış. Üçü birden asılmış oltaya ve kayan çikolatalı yıldızı çekmişler buluta. Dörde bölüp afiyetle yemişler ve her biriningözleri ışıldamış. Işıldayan gözleri uyku mahmurluğu ile kapanmaya başlayınca birlikte uyumuşlar. Uyandıklarında sadece afacanlar değil herkes, hatta vosvos bile çok dinlenmiş ve dinç hissediyormuş. Böylece hep birlikte toparlanıp uzak dağa doğru yola devam etmek için vosvosa tekrar binmişler. Kanatlarını açmış sihirli vosvos ve pır pır yollarına devam etmişler. Uzaktaki sihirli dağa ulaştıklarında, dağın eteğine konmuş sihirli vosvos. Tam da konduğu yerde donmuş bir göl varmış adına Deniz Gölü derlermiş. Donmuş gölü gördüklerinde afacanlarla birlikte palyaço da çok keyiflenmiş ve hepsi de gölün üzerinde kaymak istemiş. Anne, büyük yaşlı bilge baykuş nine ile konuşmak için yoluna devam etmiş. Giderken de iki yaramazı ve palyaçoyu çok yaramazlık etmemesi için tembih etmiş. Anne tırmanmış kocaman dağa, dağın en tepesindeki yüce kütüphanenin yuvarlak ahşap kapısına ulaşmış ve 3 kere tıklamış kapıyı. Kapı gıcırdayarak açılmış. Baykuş nine sabah sabah gelen bu misafire bakmış ve küçük küçük küçük küçük torununu tanımış. Almış içeri, çay ikram etmiş ve bunca yolu gelmesinin nedenini yaşlı ve yorgun sesi ile sormuş. O zaman anne, anlatmış tüm olan biteni, devleri, kirlenmiş havayı, dışarı çıkamadıklarını ve sormuş büyük ninesine ne yapabiliriz sen biliyor musun diye. Büyük nine gülmüş, o ne yapılabileceğini çok iyi biliyormuş elbette ama anlatması aylar yıllar sürermiş. O nedenle kütüphanesinden kocaman bir kitap indirmiş. Bu kitabı annenin sırtına bağlamışlar birlikte. Ve kitapta yazılanları hızlı hızlı okuyup yavaş yavaş uygulamasını tembih ederek yolcu etmiş büyük nine. Anne, dağın zirvesindeki kütüphaneden aşağı inmiş. İndiğinde bir de ne görsün!


Meğerse o büyük ninenin yanındayken yaramaz kızlar ve palyaço gölde kayarken, kaydıkları yetmediği için bir de hoplamaya ve zıplamaya başlamışlar. Kızlar pek ağır değilmiş ama palyaço çok ağırmış ve kocaman bedenini gölün buzuna vururken buzlar kırılmış ve palyaço buz gibi sulara gömülmüş. Kızlar da palyaço yu kurtarmaya çalışırken suya kayıvermişler. Buz gibi suda bir yandan titriyor diğer yandan kıkır kıkır gülüyorlarmış. Anne hemen üçünü çıkarmış sulardan. Kızlar için de palyaço için de hiç yedek kıyafet yokmuş yanında. Hepsine de kendi yedek kıyafetlerinden giydirince ortaya pek komik bir görüntü çıkmış. Kızlar bol kıyafetlerin içinde palyaço ise kadın kıyafetleri içinde öyle garip görünmüş ki. Her biri daha da kıkırdamış hatta sihirli vosvos bile gülmüş hallerine ve vosvosla pır pır pır pır ederek dönmüşler evlerine. Palyaço anneye hem yorgun yaramaz kızları eve taşıması için hem de kocaman kitabı kütüphanesine yerleştirmesi için yardım etmiş. Hepsi de çok meraklıymış o kitapta neler yazıyor diye, kitap zaten çok esrarengiz, rengarenk ve dev gibiymiş. Ama anne o gece herkese uyumasını tembih etmiş. Ertesi sabah kitabı birlikte açacaklarını ve içindekileri hızlıca okuyup yavaşça yapacaklarını bildirmiş. Böylece her birini yatağa göndermiş. Kendisi de yorgun yorgun kapatmış gözlerini. Bakalım ertesi sabah devlerle mücadele etmek için hangi büyülü sırlar öğrenip yapacaklar? Merakla beklerken biz de öğrenmek için uyuyalım!


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Zersenil uzaktan çatırdayan evi ve evin etrafında dolaşan at adamları, ellerinde tütsüleri ile cazıları gördüğünde tüyleri ürperdi. Eteğine bulabildiği mantarları toplamıştı. Çocukken de böyle yapmayı

Sararan yapraklar ve kurumaya dönen çalıların arasında bir kadın göründü. Yüzüde pek çok çizgi vardı ve kimsede görülmemiş gür saçlara sahipti. Işık, yaprakların arasından yüzüne vurdukça gözlerini kı

Evvel zamanda pek becerikli bir cadı yaşarmış. Bu cadının aslan gibi bir kedisi ve kurt gibi bir köpeği varmış. Sırtında bir bohçası varmış. Şehirden şehre dolaşır, gittiği şehirlerde bohçasını açar v