Yalnız Hayalet

Evvel zamanda buralardan çok uzaklarda Yüce dağlar ülkesinde terkedilmiş köy evleri varmış. Terkedilmiş evlerin kimisi binlerce yıldır boşmuş kimisi ise yüzlerce yıldır. Boş duran evler yıkılır gider ya, bazıları ayakta kalır oysa. İşte ayakta kalanların kalmasının sebebi içlerinde yaşayan hayaletlermiş. İşte bu eski mi eski evlerden birinde bir küçük hayalet yaşarmış. Hayaletler yaşar mıdır bilinmez ya. Bu hayaletçik çok üşürmüş bu terkedilmiş evinde. Hep gerçek bir çocuk olmak istermiş. Terkedilmiş evi her gün baştan sonra siler süpürür, bahçede büyüyen otlarla konuşur, evi sarıp sarmalayan sarmaşığa şarkılar söylermiş.


Kimi zaman çok sevdiği ama içinde yapayalnız hissettiği evinden bakarmış. Başka ışıkları yanan, bacası tüten evlere. Yağmurun yağdığı günlerde sokaklarda bir başına gezmeyi çok severmiş. Bazen canlı kasabalara yakın yerlere kadar yürürmüş. Birkaç kere böyle şen şakraklı evlere bile girmiş. Çocukların odalarında kalmış, masal anlatan anne ve babaları dinlemiş. Sobanın kenarında kıvrılıp yatmış. Bir minik hayaleti soba ısıtamazmış elbet ama insanlar ısıtabiliyormuş. İşte bizim minik yalnız hayaletin üşümediği tek zaman başka çocuklara, ailelere yakın olduğu bu ender zamanlarmış. Ne yazık ki bu zamanlar çok da uzun sürmüyormuş. Hayaletin varlığını hissediyorlarmış aileler ve tedirgin oluyorlarmış. Mutlu ve huzurlu ortamları yok oluyormuş. Yalnız hayalet istenmediğini anladığı yerde kalmaya hiç dayanamıyormuş. Hemen kendi yalnız, dağınık ve otların bürüdüğü evine geri dönüyormuş.


Günlerden bir gün terkedilmiş evler arasında mezarlığa doğru giden yolda konuşan hayaletleri görmüş. Biraz tekinsiz hayaletlermiş onlar, insanları ürkütmeyi seven hayaletlermiş. Yalnız hayalet korkarmış o hayaletlerden ama yanlarından geçerken gerçek bir insana dönüşmek hakkında sözler söylediklerini duymuş ve onları dinlemiş. "Gerçekten mümkün müdür bu?" demiş. Uzun boyluca olanı dönüp, "Kara Cadı'nın bu işi yaptığını biliyoruz ama neler götürdüysem de kabul ettiremedim. Lanetlere kalası cadı!" demiş ve tükürmüş. Tükürüğünün değdiği çiçekler hemen oracıkta soluvermişler. Yalnız Hayalet Kara Cadı'nın nerede olduğunu sormuş. Karanlık ormandaki eski mezarlığın arkasında olduğunu söylemişler. Mezarlığın arkasındaki kocaman ıhlamur ağacının devasa gövdesindeki kovukta yaşıyormuş.


Yalnız hayalet de o sonbahar günü diğer hayaletlerden uzaklaşmış ve Karanlık Orman'a girmiş. Karanlık Orman'daki ürküntülü çalıları geçmiş. Çıngıraklı mantarlar köyüne uğramış. Nihayetinde mezarlığın kapısına varmış. İçeri girdiğinde kocaman bir domuzun bir mezarı eşelediğini görmüş ve domuzu oradan kovalamış. Becerebildiği kadarı ile mezarın eşelenen kısmını kapatabilmiş. Toprakların arasında bir kemik parçası bulmuş. Onu eline almış. Mezarın arkasına doğru ilerlemiş. Arkada devasa ıhlamur ağacını görmüş. Kovuğunun içinden ışıklar yayılıyormuş etrafa. Hemen ağaca yaklaşmış. Kocaman gövdesine bakmış ve kovuğa giren kapıyı tıklatmış.


Kovuğa girdiğinde Kara Cadı'yı kazan başında kaynatırken bulmuş. Karıştırıyor ve mırıl mırıl mırıldanıyormuş. Yalnız hayalet kendisine keyifli bir köşe bulmuş ve Kara Cadı'nın işi bitene kadar orada kalmış. Kara Cadı işini bitirdiğinde Yalnız Hayalet'e dönmüş ve "Hoşgeldin!" demiş. "Söyle bakalım ne istersin?"


Yalnız hayaletin gözleri parıldamış. İri iri açmış gözlerini ve "Ben gerçek bir çocuk olmak isterim!" demiş. Bunun üzerine Kara Cadı gülmüş. Kahkahaları inci taneleri gibi zarif ve nazikmiş. Ardından "Yalnız hayalet, biliyor musun tek başına gerçek bir çocuk olmak ne kadar tehlikeli?" demiş. Yalnız hayalet de "Yalnız bir hayalet çocuk olmak da çok tehlikeli!" diye yanıtlamış. O zaman Kara Cadı Yalnız Hayalet'in yanına oturmuş ve anlatmış. Eğer gerçek bir çocuk olursan yemek yemen gerekir ve korunman gerekir. Dışarısı tehlikelerle dolu ve görünmez olduğun için daha önce hiç dikkat etmediğin şeylere dikkat etmen gerekir diye. Yalnız hayalet bunları dinlemiş ama ille de gerçek bir çocuk olmak istemiş. Hayaletlerden herkes korktuğu için onu istemiyormuş hiç kimse. Gerçek bir çocuk olsa girdiği evlerdeki mutlu çocuklardan biri olabilirmiş. Kara Cadı bunun böyle olmadığını söylemişse de ikna edememiş. Pişirdiği lezzetli çorbadan kendisine koyarken bir kase de Yalnız Hayalet'e ikram etmiş. Hayalet şaşırmış "Ama hayaletler yemek yiyemez ki!" demiş. Kara Cadı ise "Hadi bakalım başla yemek yemeye çünkü bunu bilmen gerekecek" demiş. "Madem istiyorsun seni sadece 100 günlüğüne gerçek bir çocuğa dönüştüreceğim. Ama bir şartla! Eğer mutlu ve güvende olduğun günler, mutsuz olduğun günlerden fazla olursa ancak o zaman senin öyle kalmana izin veririm. Yoksa hayaletçik haline geri dönersin! Ama bunu yapabilmem için bana atalarından bir kemik vermen gerekir" demiş. Yalnız hayalet atalarından mı olduğunu bilmediği ama mezarlıkta bulduğu ve yanında getirdiği kemiği vermiş o zaman Kara Cadı'ya. Kara cadı büyülü sözler mırıldanarak kemiği almış, Demirden bir havanda dövmüş ardından kemik tozuna birkaç garip malzeme eklemiş, zember suyu, kış tütsüsü, kuzey meltemi ve bir de günlük reçinesi. Mırıldanmayı bitirdiğinde tüm malzemeler birbirine karışmış ve ortaya bir damlacık bir iksir çıkmış. Kara Cadı almış iksiri ve Yalnız hayalet'in çorbasına damlatmış. Yalnız hayalet heyecan içinde Kara Cadı'nın koyduğu çorbasını yudumlamaya başlamış. Her yudumda değiştiğini ve dönüştüğünü hissediyormuş. Çorba bittiğinde Yalnız hayalet sevimli bir gerçek çocuğa dönmüş! Sevinç ve heyecan içinde dışarı koşmuş, koşarken Kara Cadı'ya sonsuz teşekkürler etmiş.


Gerçek bir çocuk olmak çok güzelmiş. Havanın yüzüne çarpması çok güzelmiş. Esen rüzgarı hissetmek çok güzelmiş ve koşmak çok eğlenceliymiş. Düşmek de eğlenceliymiş ve her yerini çamur etmek de çok eğlenceliymiş. Nasıl temizleneceğini bilmiyormuş Yalnız Hayalet ama bir yolunu bulacağını düşünmüş. Sonra bildiği kasabalara kadar koşmuş. Bazı evlerin kapısını çalmış. Daha önce geldiği evlerin. Biri onu temizlemiş, yemek yedirmiş ve uyutmuş ama orada kalamayacağını ailesinin yanına gitmesi gerektiğini söylemiş. Başka bir eve gittiğinde gene aynı şey olmuş. Bildiği tüm evleri dolaşıp gene ailesinin yanına gitmesi gerektiği söylendiğinde Yalnız Hayalet tüm bu olan biteni anlatmış ama kimse ona inanmamış. Gerçek bir çocuk olmak zor bir işmiş doğrusu. Hayaletken de kalbi kırılıyormuş ama gerçek bir çocuk olarak kalbi kırıldığında canı çok acıyormuş. Öyle çok acıyormuş ki canı gözlerinden yaşlar akıyormuş. Günlerinin çoğu mutsuzlukla geçmiş. Bir gün başka çocuklar onunla alay etmişler anasız ve babasız olduğu için ve o gün yiyecek hiç bir şey bulamamış. Gerçek bir çocuk olduğunu unutmak istemiş, belki de unutmuş kalbinin acıması nedeni ile öyle çok ağlamış ki geçtiği yerlerde sağına soluna hiç bakmamış ve aniden kocaman bir kuyuya düşmüş. Düştüğü kuyu çok karanlık ve ürkütücüymüş. Orada ağlamaya başlamış.


Gece olduğunda ortalık daha da kararmış ve artık gerçek bir çocuk olan yalnız hayalet öyle çok ağlamış ki gözleri şişmiş, hıçkırıkları kuyuda yankılanmış. Sonra bir anda Karanlıkta birileri yaklamış ve "Ah yavrucum sen ne yapıyorsun burada" diyip Yalnız Hayalet'i kucaklamış. Hayalet o anda öyle açmış, öyle bitkinmiş bir de karanlıkta sevecen bir sesle de olsa yanına yaklaşan bu sesten öyle çok korkmuş ki bayılıvermiş.


Uyandığında masmavi duvarları ve tahtadan işlemeli bir tavanı olan güze bir evdetmiş ve başucunda bir kadın oturuyormuş. Yavrucum sen de kimsin, su deposunu temizleyeceğim diye kapağısını açmıştım, açık unuttum da aklıma geceleyin geldi, gelince de hıçkırığını duydum. Ah hep benim hatam, senin düşeceğini nereden bileyim! Ah benim aptal kafam" diyip de dövünen gözleri telaştan ve suçlulukla ağlamaktan şişmiş tatlı, geveze ve minik bir kadınmış bu. Yalnız hayalet gene de inanmaz diye hiç cevap vermemiş. Hem hala çok bitkin hissediyormuş kendisini. "İyise ki gözlerini açtın çocuğum al bakalım iç şu güzel çorbayı" demiş. Sonra mis gibi kokan bir tarahana çorbası içirmiş. Çorbayı içince Yalnız Hayalet kendisini iyi hissetmiş. Sonra kadıncağız onun saçlarını taramış, üstünü değiştirmiş ve uyumaya devam edebilmesi için güzel bir masal anlatmış.


Günler günleri kovalamış. Minik geveze kadın, yalnız yaşayan ve yalnızlığı hiç sevmediğinden evinde kuşları, kedileri, tavukları tavşanları olan bir kadınmış. Atı ve midillisi bile varmış. Ama bu kadar hayvan, koyunu, keçisi ve ineği bile yalnızlığını almıyormuş. Minik ve kimsesiz olduğunu düşündüğü bu çocuk varken yalnızlığı hiç kalmıyormuş mesela. Yalnız Hayalet de çok az konuşuyormuş ama Geveze ve minik kadının evini ve hayvanlarını çok seviyormuş. Dağlara çıkıp otlar toplamayı, evin kenarlarına özenle dikilmiş çileklerden toplamayı, kiraz ağaçlarına tırmanmayı çok beğenmiş. Ve en çok da saçlarını okşayıp masallar anlatan Minik geveze kadını dinlemekmiş.


Bir akşam gene geveze kadın masal anlatıyormuş "Benim kimsesiz çocuğum, hafızan gelse, dilin açılsa da kim olduğunu, kimlerden olduğunu söylesen. Söylesen gerçi nasıl da alıştım sana nasıl gider götürürüm seni sahibine?" diye söyleniyormuş Geveze kadın, o sırada kapı çalınmış. Geveze kadın kalkıp da kapıyı açana kadar bir gökgürültüsü kopmuş ve fırtına başlamış, Felaket bir şekilde yağmur yağmaya başlamış. Kapıyı açmış Geceze kadın, karşısına karalar içinde Kara Cadı. Mecbur buyur etmiş evine. Sonra da "Dilsiz oğlum, bu misafirimize bir çay ver ekmek ver, ahırların kapısını kapayıp geleyim demiş. Hızlıca ahırların kapısını kapamaya çıkmış. Geveze kadınla hiç konuşmayan alnız Hayalet, geveze kadın'ın söylediği gibi çay ve ekmek vermiş Kara Cadı'ya. Kara Cadı hiç ses etmemiş. Oturmuş. Geveze kadın içeri geri gelmiş. "Buyrun hoşgeldiniz." demiş ama sonra tuhaf bir sessizlik olmuş. Kara Cadı öylece oturmuş içeride. Tam 3 bardak çay bitirmiş hiç bir söz söylememiş. Geveze kadın da Kara Cadı'nın hallerinden huzursuz olsa gerek hiç gevezelik etmemiş. Sonunda Yalnız Hayalet anlatmaya başlamış. Bütün olan biteni. Ne kadar yalnız olduğunu, gerçek bir çocuk olmak istediğini, Kara Cadı'nın büyüsünü, sonra kimseciklerin onu istemeyişini, aç kalmasını, üşümesini, çocukların onla alay etmesini, kuyuya düştüğünde ne kadar korktuğunu da. Sonra anlaşmalarını anlatmış. Mutlu günlerin sayısının mutsuz günleri geçmesi gerektiğini. Minik geveze kadın da "Hangisi geçti peki?" diye telaşla sormuş. Yalnız Hayalet de mutsuz olduğum günler geçmiştir ben sayamadım" diye yanıtlamış. Minik geveze kadın kimsesiz çocuğa sarılmış ve ağlamış. Kara cadı'ya hiçbir söz söylememiş, cadıların hikmetinden sual olunmazmış oralarda. Yalnız Hayalet'e hayalet olmak ne demek diye sormuş. Evini sormuş, hayalet olursa da onla kalabilir mi diye sormuş. Nasıl anlaşabilirler onu öğrenmiş. Sonra susmuş ve Kara Cadı'ya dönmüş. Kara Cadı da sonunda konuşmuş ve demiş ki "Yalnız Hayalet yanlış hesap ettin. Mutlu günlerin mutsuz günlerinin sayısını geçti bile çoktan. Kaldı ki yeni bir macerada heyecan çok olur ama mutluluk sonradan gelir. Bu ev güzel, sıcak ve sevgin ile mutluluğun hakiki. Geveze kadının yanında huzurlu, mutlu ve sağlıklı uzunca bir ömrün olsun. Artık gerçek ve mutlu bir çocuksun, daha hayalet olamazsın. Bu biricik ömrünü güzel yaşa, doya doya. Bana ihtiyacınız olursa bu taşa seslenin, ben sizi bulur gelirim. " demiş ve kalkmış, o kapıdan çıkınca gök gürültüsü ve fırtına dinmiş kocaman bir güneş açmış. Geveze kadın mutlu mesut büyütmüş artık gerçek bir çocuk olan hayalet de geveze kadın da artık kendilerini yalnız hissetmemişler. Artık gerçek bir çocuk olan ve sonra hiç yalnız kalmayan Yalnız Hayalet macera ve mutluluk dolu bir hayat yaşamış.






Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Zersenil uzaktan çatırdayan evi ve evin etrafında dolaşan at adamları, ellerinde tütsüleri ile cazıları gördüğünde tüyleri ürperdi. Eteğine bulabildiği mantarları toplamıştı. Çocukken de böyle yapmayı

Sararan yapraklar ve kurumaya dönen çalıların arasında bir kadın göründü. Yüzüde pek çok çizgi vardı ve kimsede görülmemiş gür saçlara sahipti. Işık, yaprakların arasından yüzüne vurdukça gözlerini kı

Evvel zamanda pek becerikli bir cadı yaşarmış. Bu cadının aslan gibi bir kedisi ve kurt gibi bir köpeği varmış. Sırtında bir bohçası varmış. Şehirden şehre dolaşır, gittiği şehirlerde bohçasını açar v