Sonsuz Masal -2:

Ama kış kapkaraydı o sene. Orman ve ağaçlar bir gelin gibi bembeyaz karlarla kaplıysa da gökyüzünün her daim kapalı ve bulanık olan havası ve iyice kısalan günler ürperticiydi. Hele ayazda, ay ışığında kapkara gölgelere dönüşen ulu ağaçlar...


O kış hiç bitmeyen poyraz ve kemiklere işleyen soğuk, İdil'in ormanın haritasını çıkartabilmesini iyice güçleştiriyordu. Alahçın geldikten sonra ormanda türlü yaratıklar görmeye başlamıştı İdil. Karların arasında insanın dizine kadar bile gelmeyen koca şapkalı ve belirgin burunlu cüceler, ağaçların gövdelerinden süzülür gibi çıkan ve üçlü ekipler halinde yürüyen, tenleri de saçları da ağaç kabbuklarından ayırt edilemeyen upuzun tırnakları olan arçuriler. İdil efsane sandığı bu yaratıklara rastladığında, vahşi hayvanlara rastladığında tutunduğu tavrı tutunuyordu. Onları ürkütmemek için uzak bir mesafede kalıyor ve sessizce gözlemliyordu. Ancak kış soğuyup bastırdıkça o da vaktini Taş Konak'ta geçirir oldu. Gölgelerin içerisinde ürpertici sesler duyuyor veya kimi zaman öldürülmüş hayvanlar görüyordu. Sebebini anlamaya çalışıyor ama anlayamıyordu.


Kışın en soğuk olduğu günlerde orman kadınlarının da Taş Konak'ta olduğu bir gece Çarşamba Karısı telaşe ile ortalıktaki sedef kakmalı eşyaları kaldırmaya ve tarakları toplamaya başladı. O gece soğuk öyle fazla idi ki, Taş Konak'ın şöminesi harlı harlı yanmasına sobaları gürül gürül etmesine rağmen kadınlar hala dizlerinin soğuktan sancılandığını söylüyorlardı. Çarşamba Karısı telaşla ortalığı toparlarken Alkarısı ateşin içine doğru iyice sokularak konuşmaya başladı. Her zaman saç örgülerine iliştirdiği kıpkırmızı tülbent şimdi solgun görünüyordu ve herkesten daha kalın giyinmesine rağmen tir tir titriyordu. Kısık ve titrek bir sesle konuşmaya başladı.

"Kışın bu en soğuk günlerinde Kuyaş Ana uykuya yatar. Kuyaş Ana, güneşin koruyucusudur. Kuyaş Ana'nın uykusu ağırlaştıkça gölgelerde yaşayanlar kuvvetlenir ve ortalığa dağılır. Bu elzemdir. Gölgelerdekilerin de çıkıp dolaşması muhakkak gerekir ama gölgede kalanlar her zaman görgü kurallarını iyi bilemez. Onları gütmek, öğretmek gerekir. Kimileri saf korkudandır, o zaman onlar dolaşırken bizleri korumak gerekir. İşte bugünlerde Maguşlar davullarını, deniz kayalarındaki mağaralarında çalmaya başlarlar. Koncales'i uyandırmak isterler. Kapkara kürkü ile Kara Koncales uyanmalı ve kışı korumak için aramıza katılmalıdır. Vakti çoktan erişmiştir.


İşte Çarşamba Karısı Koncales'i kızdırmamak için ortalığı toparlıyor. Koncales kızgın oldu mu taraklara ve sedef kakmalara iyice tepesi atar. Karadeniz'in soğuk ayazında ortaya çıkacak buraya varacak. Zaten her uyandığı kış kızgın olur, herkes onun acısıyla yasısyal yaslansın elemlensin ister. Muhakkak tepesini attıracak bir şeyler bulacaktır."

Böyle dedikten sonra ateşe biraz daha yaklaştı. Alkarısını böyle beti benzi atık, solgun görmemişti daha önce İdil. Anlattığı hikayeyi ilgi ile dinledi ve camdan dışarıya bakındı. Çocukluktan beri Kara Koncales'i herkesten dinlemişti. Taş Konak ayağa dikeleli beri onca büyülü karakter görmüştü ama gene de Kara Koncales'i göreceğine inanmıyordu. Ay gökyüzünde parıldarken ortalık iyice ürkütücü bir hal almıştı. Deniz onlardan çok uzaktaydı. Mağusların davulunu duymasına imkan yoktu. Ancak Kara Koncales'in bir an evvel uyanmasını istediğini farketti. Orman ona daha evvel bu kadar ürpertici gelmemişti. Alahçın bile ormandaki ölü hayvanları koruyamıyordu. Kara Koncales gelse diye içinden geçirdi. Alahçın Koncales'in doğa üstü varlıkları güttüğünü söylemişti. Ormandaki ölü hayvanlar ise insan işi diyordu.


O esnada ormanın ağaçları savrulmaya başladı. Sanki rüzgar değil de ağaçların ta kendisi dallarını bir sağa bir sola doğru eğiyor gibiydi. Ortalık iyice ürkütücü bir hal alınca İdil keyiflendi ve gülmeye başladı. Taş Konak'ın içinde kendisini çok güvende hissediyordu. Bir de İdil'in ürkütücü zamanlarda garip bir keyiflenme ve gülme alışkanlığı vardı. Öfkelenmeyi ve korkmayı da tam beceremiyordu.


Gece ilerledi, Alkarısı başka da hikayeler anlattı. Sesi de kendisi gibi solgundu o gece, camlar sağlam olmasına rağmen dışarının poyrazını iyice içeri geçiriyordu. Kapı gece yarısı olmadan kuvvetle çalındı. Evin mimarı Selahattin kalkıp açtı kapıyı. Nergis 'di gelen. İdil'in kardeşi. Senelerdir görüşmüyorlardı. Şimdi bu kara kış gününde neden geldiğini merak etti İdil.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ertesi sabah salonda bir sürü tüylerin arasında uyandı anne. Kollarının arasında kızlarının da olduğunu sörünce sevindi. Perilayn gözlerini açtı ve şşş" dedi. "Sessiz ol biraz daha uyusunlar" dedi. So

O gün çok uzun bir gün olmuştu. Şeker de çocuklarla birlikte uyuduğunda salona indi Anne. Perilayn ona portakallı çay yaptığını söyledi. Tezgah darmadağınıktı ama ortalıkta tatlı limon kokusu vardı. O

Karlar lapa lapa yağıyordu. O sene o kadar çok kar yağdı ki, kasabanın dışarısı ile ilişkisi iyiden iyiye kesildi. Kırmızı saçlı adamın o kış, geldiği yere dönmesini beklemek artık biraz saçmaydı. Bah