Ormanın Gölgeleri

Kara Congales sonraki birkaç gece gelmedi. Ahmet ormanda başka izler de buldu ama artık takip etmiyordu. Geceler iyice uzamıştı. Ormanın gölgeleri onu korkutuyordu. Ahırdaki hayvanların arasına çelimsiz ama yara almamış ormanda şaşkın kalmış yavru vahşi hayvanları eklediler. Fatma mutfağın artıklarının bir kısmını ormanda kışı geçirecek hayvanların bulması için Konak'ın yakınlarındaki orman kıyılarına bırakıyordu sabahlar. Akşamları da ormanı terk etmemiş kuşlar için tahıllar fırlatıyordu. Ahmet, Fatma'nın bu davranışını hiç sevmiyordu. Orman ona git gide daha tehlikeli geliyordu. Bilmediği varlıkları Konak'a yakınlaştıracağından endişe ediyordu.


Alkarısı, Congales yokken biraz daha toparlamıştı kendisini. Şöminedeki alevi sürekli besliyordu ve ateşin kıyısından hiç ayrılmıyordu. İyi beslenmesine rağmen kilo almıyordu. Bir gece Konak'ın kapısı gene gürültülü bir şekilde çalındı. Gelen Çarşamba Karısıydı ve ıpıslak kıyafetini çıkartıp Fatma'ya verdi kurutması için. Ateşin kenarına geçti.


Çatık yüzünü kaldırıp Fatma'dan sıcak bir şeyler istedi. Sonra konuşmaya koyuldu:

"Ormanın gölgeleri uzuyor ve karanlık artıyor. Haneden kimse ne gece ne gündüz ormana girmesin artık. Ormanın diğer hanımlarına haber söyledim. Bu gece gelecekler."


Fatma bu haberi duyduğunda uyumaya hazırlanıyordu. Elindeki çorbayı Çarşamba Karısı'na uzattı ve masa hazırlamaya koyuldu. Masayı telaşla hazırlayıp bitirdi. Beklemeye başladı. Ortalıkta kimse kalmamıştı. Çarşamba karısı bile ateşin kenarında uyukluyordu. Alkarısı her zamanki gibi huzursuz huzursuz bakıyordu ortalığa. Fatma söylene söylene yanına oturdu. "Ormanın hanımları gelecek dedi, kimsenin geldiği yok. Kendisi bile uyudu. Boşuna bekliyoruz."

Alkarısı, "Orman tehlikeli, kara kamlar yerin kapılarını açtılar bu gece. Fırtına yaklaşıyor. Kara Congales, Ayandon'u güdüyor. Ormanın hanımları tehlikeli bir geçitten geçiyor. Hava aydınlanmadan gelecekler." dedi. Fatma neden bahsettiğini anlamadı ama beklemeye devam etti. Alkarısı günden güne daha huzursuz edici bir hale bürünüyordu.


Derken ormana doğru iki el ateş sesi geldi. Koşuşturmalar da duyulunca Fatma dışarı çıktı. Çarşamba karısı da uyanıp dışarı fırladı.

"Ahmet geç içeri, ateş etme. Misafirlerimiz geliyor!" diye seslendi. Ahmet'in neden huzursuz olduğu ortadaydı. Ormandan garip bir gürültü geliyordu. Sanki ağaçlar kendi istekleri ile sallanıyor gibiydi. Dolunayda gölgeler ürperticiydi. Ağaçları sallayacak ciddi bir rüzgar olmamasına rağmen ağaçlar yerlere kadar eğiliyordu. Sonra ormanın içinden kadınlar çıktı. Garip pelerinler içinde kadınlar telaşla Konak'a doğru ilerlediler.

Çarşamba Karısı onları içeri buyur etti. Sofranın başına oturdular. Her birinin yüzü al aldı. Çarşamba Karısı da onların yanına oturdu ve Konak'tan kimseyi sofraya buyur etmedi.


İdil dışarıda Ahmet'in yanında bekledi. Kadınların ilk konuşmaları geçtiğinde onlarla tanışacağını düşündü. Nergis de onun yanındaydı. Ormanda ağaçların sallanması devam ediyordu. Havada garip bir uğultu sesi vardı. Sanki bir dev nefes alıp veriyordu.


"Çok huzursuzum ve korkuyorum. Buradan gitmeli sabah olduğunda." dedi Ahmet.

"Olmaz Ahmet, ne olduğunu bilene kadar bizi bırakamazsın."

İdil endişelendi. Ahmet giderse kendisini güvende hissetmeyecekti. Bir başına ahırdaki hayvanlarla da konağın işleri ile de baş edemezdi. Biraz sonra Selahattin de geldi yanlarına.


Ahmet burada kalmanın delilik olduğunu savundu. Selahattin de şimdi ayrılamayacaklarını söyledi. İki adam kadınlar meclisi bittiğinde Çarşamba Karısı'na işlerin nereye kadar uzayacağını sormaya karar verdiler.


İdil huzursuz huzursuz ormana bakmaya devam etti. Gökte parıldayan bir Dolunay vardı ama havada bulut olmamasına rağmen orman zerre aydınlanmıyordu. Nergis, İdil'in yanına geçti ve "Ben kalacağım." dedi. İdil buna kızacaktı ama yüreğine bir ferahlık geldi.


Fatma kapıyı açıp içeri çağırdı onları. Ormanın kadınları garip görünüyorlardı. Kimisinin yüzü ölü gibi sapsarıydı ve dişetleri çekilmişti. Kimisi ise sanki 15 yaşında gibi al al yanakları vardı. Birisinin upuzun saçları pelerinden yerlere kadar sarkıyordu ve bukleleri bilek kalınlığındaydı. Hiçbir kadın konuşmadı onlarla. Konuşan sadece Çarşamba Karısıydı.


"Kara Kam'lar yer altının kapısını aralamış." dedi önce. Fatma şaşkınlıkla Alkarısı'na baktı. Alkarısı hiç konuşmadan ateşin başında sallanıyor ve Çarşamba Karısı'nı izliyordu.


"Asırlardır gizli kalan lanetin açıldığı söyleniyor. Gölgeler karanlık yaratıklarla doldu."

O zaman Nergis konuşmaya başladı. Çarşamba Karısı'na kristal biblo evi ve kırdığını anlattı. Kadınların hepsi o zaman hayretle ve şaşkınlıkla Nergis'e baktılar.


"Annen sana bu gizi anlattıydı!" diye bağırdı Çarşamba Karısı. Nergis sessiz kaldı. O zaman İdil öfkelendi. Kendisinin bilmediği ama Nergis'in bildiği şeyler mi vardı!


"Ne ile uğraştığımız artık ortada" dedi Çarşamba Karısı. İlk zamanki heyecanı yitmişti. Yorgun argın oturdu. O zaman yüzü sanki bir mumya gibi veya 1000 yaşında gibi görünen bir orman kadını konuşmaya başladı.


"Hepimiz Gölge'den yorulduk. Binlerce yıldır bir tek anneniz onu hapsetmeyi başarmıştı. Kimsenin inancı yok Gölge'yi yakalayacağına. Kara Kam'lar salınanın gölge olduğunu söylüyorlardı. Hiçbiri çağırmamıza rağmen yer üstüne çıkmadı. Ama yer altının kapılarını açtılar. Bu sefer Ehrihan yer üstüne teşrif edecek."


Alkarısı sessiz bir çığlık attı. Sonra daha da hırpani görünmeye başladı. Ortalığa bir sessizlik çöktü. İdil ve Nergis bir açıklama bekleyerek biraz bekledirler. Kimse konuşmadı. Biraz sonra orman kadınları kapıdan sırası ile çıktılar. İçlerinden 15 yaşlarında görünen bir tanesi giderken Selahattin'e göz kırptı ve "Ateş geliyor." dedi. Konuşurken gözlerinde deli bir heyecan vardı.


Herkes gittikten sonra Çarşamba Karısı esnedi. Fatma orman kadınlarının nerede yaşadığını sordu. "Mezarlarından uyandırdım." dedi Çarşamba Karısı. "Merak etme kızım, mezarlarına dönmeyecekler. Küre Ormanları'nı koruyacaklar." dedi. Sözleri ile herkesin rahatlayacağını düşünüyor gibiydi ama kimse rahatlamış görünmedi. Aksine herkes bir oda dolusu ölü kadınla oturmuş olduklarını öğrendiklerine ürkmüş görünüyordu. Fatma bildiği bir duayı okumaya başladı. Yavaşça odalarına dağıldıklarında güneşin ilk ışıkları doğmuştu.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ertesi sabah salonda bir sürü tüylerin arasında uyandı anne. Kollarının arasında kızlarının da olduğunu sörünce sevindi. Perilayn gözlerini açtı ve şşş" dedi. "Sessiz ol biraz daha uyusunlar" dedi. So

O gün çok uzun bir gün olmuştu. Şeker de çocuklarla birlikte uyuduğunda salona indi Anne. Perilayn ona portakallı çay yaptığını söyledi. Tezgah darmadağınıktı ama ortalıkta tatlı limon kokusu vardı. O

Karlar lapa lapa yağıyordu. O sene o kadar çok kar yağdı ki, kasabanın dışarısı ile ilişkisi iyiden iyiye kesildi. Kırmızı saçlı adamın o kış, geldiği yere dönmesini beklemek artık biraz saçmaydı. Bah