Noel Baba'nın Kazası

Noel Baba, her yerden, herkesten uzak bir yerde, karların arasında, ahşap ve taştan kendi elleri ile, binlerce sene evvel yaptığı kulübesinde yaşarmış. Tek eğlencesi, tüm çocukların ona yazdığı mektupları okumak ve onlara oynamaları için oyuncaklar yapmakmış. Tüm meslekleri bilirmiş Noel Baba. Ancak ona en eğlenceli gelen meslek, ahşaptan oyuncaklar üretmekmiş. Büyük bir tutku ile yaparmış işini. Ancak çocuklarla iletişim kurabilmesinin tek yolu, çocukların evlerinde yanan ocak, soba, şömine gibi bir tür ateşmiş. Her sene içinde ateş yanan ev sayısı azaldığı için, Noel Baba'nın haberdar olduğu ev, çocuk sayısı da azalıyormuş. Bu da Noel Baba'yı daha keyifsiz ve neşesiz bir huysuz adam haline getiriyormuş.



Noel baba, çocukların ruhundan iyi anladığı için midir bilinmez, her daim bolca hayvan dostları olurmuş. Çatısında kuşlar yaşar, kutup hayvanları kulübesinin etrafında dolanırmış. Kimsecikleri yokmuş Noel Baba'nın yaşadığı yerde ancak o hayvan dostları ile mutluymuş. Olur da bazen ilhamı azalırsa, hangi çocuğa ne oyuncak yapacağını bilemezse, o çocuğun ruhunu hangi hayvana benzetirse gider o hayvanla sohbet edermiş.


O Noel arifesinde işte son oyuncağını yaparken ilhamı azalmış. Noel Baba da gitmiş büyük kutup balinasına seslenmiş. Buzulun kenarında durmuş ve balinanın sulardan çıkmasını beklemiş. O esnada yakaladığı bir balığı buzun üzerinde yaktığı ateşte pişirmiş yerken, devasa balina suların üzerine yükselmiş. Balinanın ürettiği sesleri pek çok insan anlayamasa da Noel Baba anlıyormuş. Orada afiyetli ve lezzetli bir sohbet yapmışlar. Balina denizlerin en derin yerlerdeki gizemlerini anlatmış ve geceleri gökyüzünün renklerini ve okyanusun dalgalarını. Noel baba dinlerken neredeyse görmüş ve güzel sohbet için teşekkür etmiş balinaya. Ateşte pişirdiği leziz somonu da bitirmiş . Başka bir zaman gene sohbet etmek umudu ile ayrılmışlar birbirlerinde.


Noel Baba kulübesine dönmüş ve son oyuncaklarını da yapmayı bitirmiş. Ardından hepsini özenle çuvala benzeyen sırt çantasına yerleştirmiş. Her zamanki gibi Dünya'yı gezip hevesli çocuk ruhlara hediyelerini dağıtmaya çıkmış Noel sabahında. Güneşle yarışmış her zamanki gibi, gün bitmeden Dünya'yı gezip hediyelerini dağıtmak için. Evlerinde bulamadığı birkaç çocuğun hediyesi ve son bir aile kalmış ziyeret etmesi gereken. O aile, devasa bir ormanın kıyısında yaşıyormuş, Tam 5 çocuk varmış ve hepsi birbirinden meraklıymış. En sona neden bu aileyi bıraktığını bilememiş Noel Baba, galiba o devasa ormanı, yüksek yaylayı ve o yaylanın en tepe noktasından, bulutların üzerinden denizi izlemeyi çok sevdiği için olsa gerek diye düşünmüş. Hediyelerini bırakıp ayrılacakken, güneşin doğuşunu oradan izlemeye niyet etmiş.


Ev, büyük ormanın kıyısından görünmüş gözüne. "İşte!" demiş, "Dünya'yı gezip dolaşırken, izlemeyi en sevdiğim yer burası hakikaten!" Noel Baba. Ve ardından bir önceki seneyi hatırlamış. Yüreği ısınmış, karnı da acıkmış. Her evde kendisine sevmediği, midesini ağrıtan kurabiyeler bırakılıyormuş. Bu evde ise geçen sene güzel bir sofra, kuzinede pişirilmiş patatesler, enfes bir kaymaklı yoğurt, güzel bir yahni çorbası ve leziz bir somun ekmek varmış. Ve ilk defa kendisi için hazırlanmış bir hediye bulmuş orada. Kocaman bir defter, Noel Baba iççin hazırlanmış bir defter. İçinde masallar varmış, Noel Baba'nın denemesi için tarifler varmış, Her çocuğun bütün sene yaşadığı güzel ve kötü anılar hakkında minik notlar varmış. Ve bir yün çanta içi kağıttan yapılmış hayvan heykelleri ile doluymuş. Noel Baba tüm sene o defteri okumuş, içindeki tarifleri denemiş, kağıttan heykelleri ahşap evin şöminesinin kenarına özenle dizmiş. Şimdi yorgun ve karnı açken, bacadan içeriye büyük bir hevesle atlamış. Ancak bir kaza olmuş. Noel Baba yorgun olduğundan olsa gerek bacadan içeriye ustalıkla atlayamamış. Kafasını vurmuş kenarlara, sonra salondaki büyük noel ağacının yanına düşüvermiş. O zaman işte ellerinin burnunun ne kadar üşüdüğünü fark etmiş. Ancak düştüğü yerden kalkamamış. Şöminenin kenarında uzanmış, kıvrılıp biraz ısınmış. Şöminenin kenarında kendisi için hazırlanmış yemekleri afiyetle yemiş. Sonra çuvala benzeyen çantasını açmaya çalışmış, başı ağrıyor ve dönüyormuş. Çantadaki hediyeleri bulamamış ve o zaman tüm çantayı dökmüş. Salon hediye paketleri ile dolmuş. Noel Baba, hediyeleri toplamakla uğraşacak kadar güçlü hissetmemiş kendisini, zaten de o hediyelerin sahipleri de yokmuş, bulamamış yani. Geri götürmektense burada kalsın istemiş. Kalkıp evden çıkacakmış, geyiklerinin çektiği kızağa binecekmiş ki başı iyice dönmeye başlamış. Salondan çıkamadan olduğu yere yığılıvermiş.


Evin çocukları sabah erkenden uyanmış ve salona inmiş. Salona girdiklerinde sevinç çığlıkları atmışlar. Her yer hediye paketleri ile doluymuş çünkü. Hemen sofraya bakmışlar ve sofradakilerin yendiğini görmüşler. Sonra Noel Baba için bıraktıkları hediyenin alınıp alınmadığına bakmışlar, alınmamışmış. O zaman şaşırmışlar. Noel Baba neden hediyeleri almadan gitti acaba diye. Kısa bir süre sonra fark etmişler ki Noel Baba gitmemiş zaten! Oracıkta horulduyormuş ama kafası fena halde şişmişmiş. Hemen gidip annelerini çağırmışlar.


Anne sabah uyanıp çocukların dediğini duyunca gülmüş ve inanmak istememiş ancak merakından kalkıp şöminenin kenarına gitmiş. O gece anne çok geç uyumuş çünkü Noel Baba'nın geleceğinden eminmiş ve ocağın yanması için ateşi sık sık beslemiş. Onun için o güzel sofrayı hazırlayan da anneymiş. Sabah kalkıp salona gittiğinde de Noel Baba'yı oracıkta bulunca şaşırmış kalmış. Noel Baba'nın şişmiş kafasına bakmış, yorgun gözlerine. Kafasını çarptığını anlamış. Hemen şöminenin kenarındaki döşeğe yatırmış Noel Baba'yı ve dua etmiş iyileşip uyanması için. Dışarı çıkmış. Geyikleri çözmüş ve onları beslenmeleri için ahıra koymuş. Orada atların ve ineklerin yemlerinden yiyebileceklerini veya dilerlerse ormanda gezebileceklerini göstermiş. Sonra kümesten topladığı tazecik yumurtaların yanına seradaki yeşillikleri koymuş ve lezzetli bir kahvaltı hazırlamış. Kahvaltı masasının etrafında toplandıklarında çocuklar ve anne son derece sessizmiş. Zaten Noel Baba, gürültüden değil de sahandaki tereyağlı yumurtanın ve fırından çıkan somum ekmeğin kokusundan uyanmış. Sofrada yerini almış. Çocuklar ona bir sürü şey sormuşlar, o sorulara yanıt vermiş. Başına gelenleri de anlatmış. Keyifli bir sohbet başlamış aralarında. Ardından evin tek büyüğü olan anneden rica etmiş Noel Baba, acaba başımın ağrısı geçene kadar misafirin olabilir miyim diye. "Tabi ki Noel Baba, çok mutlu oluruz!" demiş anne.


Noel Baba geldikten sonra, evin neşesi ve heyecanı tabi ki epeyce artmış. Oyuncaklarla oynamışlar, geyiklerin çektiği kızakla karların üzerinde kaymışlar. Güneşin doğuşunu izlemeye minik tepeye çıkmışlar. Çiftliğin işlerini keyifle yapmışlar. Bulutların üzerinden Dünya'yı izlemişler ardından evlerine dönüp sofra başında leziz yemekler yemişler. Noel Baba, Kuzey Kutbu'nun enfes balık tariflerini bile denemiş, uzak denize kadar gidip tutup getirdiği balıklarla. Şöminenin kenarına geçmişler günün yorgunluğunu attıkları sıcak banyolarını bitirdikten sonra. Uyumadan evvel evin annesi, uyku öncesi masalları anlatmış herkese. Herkes böylece neşeli ve keyifli olmuş. Noel Baba da iyileştiğini hissediyormuş, başında şişlik falan kalmamış. Ayrıca Noel Baba'nın tüm keyfi ve neşesi nedeni ile mi yoksa hayvan ruhları cezbeden özelliği nedeni ile mi bilinmez, evin etrafı türlü hayvanla dolmuş. Ormandan ceylanlar, tilkiler, tavşanlar geliyormuş. Geçenlerde yaptıkları dev kardan adamı ormanın ayısı gelip yıkmış. Soğuklar azalır azalmaz dönen leylekler hemen çatıya yuva yapmışlar.


Noel baba, sabah kahvaltılarını çok seviyormuş, kahvaltıdan çok evin annesinin uyanıp ona bir şeyler hazırlamış olmasını seviyormuş. Kahvaltıdan önce Noel Baba muhakkak bir kahve içmek istermiş. Anne, kahvesini tam da Noel Baba'nın sevdiği gibi şekeri az sütü bol hazırlarmış. Noel Baba'ya asırlardır kimse bir şey hazırlamadığından olsa gerek, kendisini çok şımarık hissediyormuş Noel Baba kahve içerken. Şımarık hissettiğinden olsa gerek, bir sürü zor iş yapıyormuş orada. İyileştiğinden dönme vaktinin geldiği belli oluyormuş, geyikleri ısınan havadan rahatsız olmaya başlamışlar bile. Ancak Noel Baba, kendini borçlu hissediyormuş. Evin akan çatısını onarmış, oluklarını tamir etmiş, çatlamış camları değiştirmiş, ahırı onarmış. Sonra bahçeyi çevreleyen çitleri baştan yapmış, hayvanların yalağını düzeltmiş, yaz gelene kadar yetecek bir sürü odun kesmiş ve odunları şöminede çok rahat yakılacak hale getirmiş.


Şöminenin başında akşam masalları dinlemeyi çocuklardan daha çok Noel Baba seviyormuş. Tıpkı çocuklar gibi o da şöminenin yanında yere uzanıyor, çocuklarla bir örnek pijamaları içinde evin annesini izliyormuş. Anne' nin kızıl saçlarını ve gülerken ortaya çıkan gamzelerini izlemeyi çok seviyormuş. Ancak masal bitip de anne çocuklara iyi geceler öpücüğü verirken Noel Baba'yı atladığında çok üzülüyormuş. Kendi kendisine iyice çocuk sanıyorum kendimi diyormuş. Geyikler iyiden iyiye huysuzlandığı bir gece Noel Baba gitmesinin vaktinin çoktan geçtiğini anlamış. Masalı dinlemek istemiş gene, dinlemiş de, sonra kimseciklere söylemeden kalkıp giyinmiş, pijamalarının üzerine mavi yeleğini ve hırkasını giymiş güzelce. Ardından kızağını hazırlamış. Tam o esnada Anne çıkmış dışarı:

"Bana da mı veda etmeyeceksin?" diye sormuş, Noel Baba dönüp kıpkırmızı saçlarına bakmış Anne'nin,

"Kimseye veda edemedim, arkadaşlarımı öp yerime olur mu?" diye cevaplamış. Ayışığında Anne'nin kahve kızıl gözlerinin kenarından iki iri damla gözyaşı dökülmüş. Anne'nin gözyaşlarına çok benzeyen iki iri damla gözyaşı da Noel Baba'nın yaşlı gözlerinden düşmüş kırçıllı sakallarına. Sonra havalanmış Noel Baba geyikleri ile.


Kutuplardaki evine döndüğünde üşümüş iyice. Şömineyi gürül gürül yakmış, elleri ısınmış, kolları ısınmış, ayakları ısınmış ama bir türlü yüreği ısınmamış. Hüzünlü ve aksi bir hale bürünmüş, kaşları da gittikçe çatılmış. Günler keyifsizleştikçe daha da keyifsizleşmiş hatta vakit geçmek bilmemiş. Ancak günlerden bir gün, şömineden bir mektup parıldayıp çıkıvermiş. Mektupta evin annesi,ona uzun uzun olan biteni yazmış ve halini hatrını sormuş. Noel Baba o gün etrafın daha birsıcak, çorbanın daha bir lezzetli olduğunu fark etmiş, hatta kuzey ışıkları o gece sabaha kadar parıldamış. Noel Baba' da bir yanıt yazmış. Anne hemen yanıtına başka bir mektupla karşılık vermiş. Böylece geceleri sabaha kadar birbirlerine yazmışlar. Yazacak o kadar çok şey varmış ki bir türlü bitmiyormuş. Günler o zaman çok hızlı akmaya başlamış. Bir gün mektuplar aniden kesilmiş.


Noel Baba beklemiş, beklemiş, mektupların neden kesildiğini çok merak etmiş. Öyle merak etmiş öyle endişe etmiş ki yerinde duramamış, kalkmış ziyarete gitmiş anneyi. Meğerse en ufak çocuk ormanda düşüp kolunu kırmış anne de gece gündüzbaşında duruyormuş. Kolu iyi durumdaymış, çabucak kaynarmış ancak annenin gözlerinin yaşı hiç durmuyormuş. Noel Baba, yanında getirdiği hediyeleri çocuklara pay etmiş, kolu kırılan miniğe biraz daha torpilli bir hediye vermiş. O gece çocuklarla bir örnek başka bir pijama giymiş ve ağlamasına rağmen uyku masalı anlatan anneyi dinlemiş. Uyumadan evvel başka bir hediye de Anne'ye vermiş, bu hediye sonsuzluğu simgeleyen bir çembermiş, çocukken çevirip peşinde koştuklarımıza benzeyen. Kutsal bir çembermiş ki altındanmış, Anne bunun bir oyuncak olmadığını anlamış, Noel Baba'ya da altından oyuncaklar yapmamasını tembih etmiş. Teşekkür etmek için sarılmış, Noel Baba'da ona sarılmış. Birlikte yapacak işleri, birbirlerine yazacak işlerinden daha da çok olduğundan Noel Baba, orada daha fazla zaman geçirmeye karar vermiş. Hatta öyle çok zaman geçirmiş ki orada, Anne'nin kızıl saçlarının tek tek beyaza döndüğünü izleme şansı olmuş. Anne'nin masallarını anneanne olduğunda da dinlemiş hatta. Ve hep dualar etmiş, binlerce asır süren ömründe böyle güzel bir yarım asır olduğu için ve zamanlarının birlikte bitmesi ya da sonsuza gitmesi için. Öyle de olmuş, birlik beraberlik neşe ve sıcaklık içinde kocaman bir ömür geçirmiş, birlikte buraların zamanını bitirip sonsuzluğun tekerini çevirmişler.



Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sararan yapraklar ve kurumaya dönen çalıların arasında bir kadın göründü. Yüzüde pek çok çizgi vardı ve kimsede görülmemiş gür saçlara sahipti. Işık, yaprakların arasından yüzüne vurdukça gözlerini kı

Evvel zamanda pek becerikli bir cadı yaşarmış. Bu cadının aslan gibi bir kedisi ve kurt gibi bir köpeği varmış. Sırtında bir bohçası varmış. Şehirden şehre dolaşır, gittiği şehirlerde bohçasını açar v

Şanoğlan kanepede uzanan misafirine baktı. Birşeyler hazırlamak için şömineye geçti. Ateşi her zamankinden harlı yakmaya karar verdi. Misafirinin saçları, gözleri, titreyen bedeni, nefesi, teninin kok