Kırmızı Köpek Kurdu

Evvel zamanda, buralardan uzak bir ülke varmış. O ülkede kocaman ve karlı dağlar, dağları kaplayan ormanlar ve dağınık köyler bulunurmuş. Ormanlarda, yüksek ve karlı ağaçların altında bir sürü hayvan yaşarmış. Ancak günlerden bir gün Yüksek Dağ'dan ormana kocaman bir çığ düşmüş ve orman çığın altında kalmış. Büyük zarar görmüş. Hayvanlar çığdan kaçarken, sürüler dağılmış. Köylüler sesle uyanmış ve kuzey ışıklarının altında ormandan dağılan hayvanlara bakmışlar. O hayvanların arasında bir minik kırmızı köpekçik de varmış.

Köyde yaşayan bir yerli çocuk o sıralar, tüm arkadaşlarının evlerinde olduğu gibi, kendi evinde de bir köpekleri olsun istiyormuş. Patisi yaralanmış küçük kırmızı korkmuş kurdu almış ve ona sarılmış. "Korkma, artık senin yanındayım. Aileni kaybettin ama ben senin ailen olacağım!" demiş. Ve korku içindeki köpekçiği alıp evine götürmüş. Orada saklamış.

Köpek o gece çok korkmuş. Bildiği, yetiştiği yeri karların yuttuğunu görmüş. Annesini, babasını ve kardeşlerini kaybetmiş. Patisi çok fena yaralanmış. Ama çocuk ona çok sarılmış. Annesinin sarıldığı gibiymiş, çocuğun sarılması. Korktuğu zaman, babasının koruması gibiymiş çocuğun cesur bakışları. Karlarda koşmaları ve güreşmeleri, kardeşleri gibiymiş. Ve zamanla yaralı köpek, bu çocuğu çok sevmiş ve ona 'Ho' demiş, Ev anlamına geliyormuş 'Ho'. Çocuk da köpekçiğe 'Kırmızı' demiş. O zamana kadar kırmızı bir köpek görülmemiş o kasabada. Kırmızı köpek üstelik diğer köpeklerden daha güçlü, güzel ve büyükmüş, çocuk gurur duymuş bundan. Ve birlikte büyümüşler.

Köpek büyümüş, çocuk da önce büyümüş, sonra yaşlı ve huysuz adamlara benzeyecek şekilde değişmiş. Köpeğe artık büyüdüklerini ve eskisi gibi oynayamayacaklarını söylemiş. Çok çalışması gerektiğini ve uzun saatler boyunca onu beklerken koşmamasını ve evin önünden ayrılmamasını tembihlemiş. Artık evin içinde yaşayamayacağını ve dışardaki kulübede yaşaması gerektiğini söylemiş. Oysa, dışarıdaki kulübe ormanı görüyormuş ve Kırmızı Köpek ormandan korkuyormuş. O korkunç geceyi ona hatırlattığı için. Kaç gece boyunca eve tekrar girmek istemiş ve kapıda 'Ho' diye bağırmış. Ama 'Ho' kapıyı açmamış ve gürültü çıkarttığı için Kırmızı Köpek'e çok fena kızmış. Kırmızı Köpek de zamanla alışmış olan bitene. Alıştıkça ormandan korkmamaya başlamış. Ormandan gelen sesler varmış. O sesler Kırmızı Köpeği hep ürkütürmüş ama uyuyamadan kulubesinde beklediği zamanlarda o sesleri dinlemeye başlamış. Kuzey ışıklarını izlemiş ve ormanın seslerini dinlemiş. Köpeklerin kulakları çok hassasmış ve uzaklardaki sesleri bile duyabilirlermiş. Dinlemiş, ormandan gelen sesler değişikmiş. Sabah bu sesleri 'Ho' ya anlatmaya çalışmış ama 'Ho' onun peşinde dolaşmasını istememiş ve söylediği şeyleri de anlamamış. Oysa eskiden 'Ho' Kırmızı Köpeğin söylediği her şeyi anlarmış. Belki de Kırmızı Köpek'in gözlerine bakması gerekiyormuş eskisi gibi. Ama 'Ho' Kırmızı Köpek'in gözlerine bakmıyormuş, baksa da onu yoran ve bıktıran bir şeye bakıyor gibi bakıyormuş. Kırmızı Köpek anlamamış bunu.

Köpekler neşeli hayvanlardır. Korkuları, yaraları ve acıları da olsa kolayca neşelenirler. Bu nedenle Kırmızı Köpek de karlarla oynamaya, koşmaya devam etmiş ve karlarda yuvarlanmış. 'Ho' ile karlarda oynadıkları zamanları düşünmek hatırlamış. Evi korumuş. Ve çok güçlü, kuvvetli olduğu için yapılması gereken bazı işlere yardım etmeye başlamış. Ormandan çekilip getirilmesi gereken kocaman kütükleri çekebilmiş. Herkes şaşırmış nasıl olup da başardığına. Kırmızı köpek çok güçlüymüş. Ve bu işi devralmış. 'Ho' o zaman çok mutlu olmuş. Kırmızı'da 'Ho' mutlu olduğu için çok mutlu olmuş. Ve bu işi çok severek yapmış. Böyle günler geçmiş. Ama 'Ho' bir süre sonra Kırmızı'nın çektiği kütükler işine sevinmeyi de kesmiş. Kütükler gittikçe ağırlaşmış ve Kırmızı'nın omuzları yaralanmış. Ama 'Ho' bunun normal olduğunu söylemiş.

Bir akşam Kırmızı çok çok ağır yüklerden birini daha zorlana zorlana çekiyormuş. 'Ho'nun nerede olduğunu merak etmiş ve o esnada felaket bir kar fırtınası çıkmış. Kırmızı çok zor olmasına rağmen kütükleri evin önüne kadar çekmiş ama fırtına çok şiddetliymiş. Karın yağışı ve sesi Kırmızı'ya çığın düştüğü felaket gününü hatırlatmış ve patisi acımaya başlamış. 'Ho' ya seslenmiş. Kapıya gitmiş. Herşey, 'Ho' ona sarılsa geçecek gibiymiş. Seslenmiş, havlamış ama Ho kapıyı açmamış. Kar fırtınası çok şiddetliymiş. Tıpkı o günkü gibi. Kırmızı çok korkmuş ve daha yükses sesle havlamış, o kadar yüksek havlamış ki kurtlar gibi ulumuş. O zaman başka sesler de gelmiş ormandan. Tıpkı Kırmızı'nın sesine benzeyen sesler. Çok benzeyen sesler. Kırmızı o zaman susmuş ve o sesleri dinlemiş. Dinlediğinde anlamış. "Korkma kardeşim, arkadaşım yanımıza gel! Bizimle güvendesin!" diyormuş sesler. Kırmızı çok şaşırmış. Hiçbir yere gidecek kadar cesaretli hissetmiyormuş kendisini. Ama ormanda kendisine benzeyen başka köpeklerin de olduğunu bilmek ona iyi hissettirmiş. Sabah olunca Ho evden çıkmış ve Kırmızı'yı azarlamış. Ormandaki kurtları uyandırdığını söylemiş Kırmızı'ya ve uğursuz kurtların tehlikeli olduğunu söylemiş.

Günler başka fırtınaları da getirmiş. Fırtına olduğunda korkmuş Kırmızı. Korktuğunda patisi acımış ve eve girmek istemiş. Ama ev yani 'Ho' buna izin vermemiş. O zaman Kırmızı ulumuş. Ho buna kızmış, kurtlar ulumaya cevap vermişler. Ve böyle böyle tekrarladıkça ormandan kurtlar köye gelmeye başlamışlar. Kırmızı diğer kurtları görmüş ve o kurtlara ne kadar benzediğine şaşırmış. Evinin yakınına yaklaştırmamış onları. Ama kurtlar ona "Biz dostuz, senin gibiyiz." demişler. Ve Kırmızı anlamış. 'Ho' yu anladığı gibi anlamış. Ve Kırmızı konuşmuş. Kurtlar da Kırmızı'yı anlamışlar. 'Ho'nun Kırmızı'yı anlayamadığı gibi anlamışlar.

Bir gece, çok çetin bir fırtınada korku ve acı içinde gene kıvranmaya başlamış Kırmızı. Ho'nun çok kızacağını bilmesine rağmen, patisi çok acıyormuş ve korkuyormuş. Kendisini yapayalnız hissetmiş ve gene kapıya gitmiş. Kapı açılmayınca ulumaya devam etmiş. Yalvarıyormuş: "Kapıyı aç, bana yardım et, yanımda ol" Tüm söyledikleri bunlarmış. Ama 'Ho' kapıyı açmamış. Ulumuş ve ağlamış. Fırtına çok şiddetliymiş. Kurtlar, Kırmızı'nın ulumalarını duyunca hep birlikte köye inmişler. Meydanda tüm heybetleri ile durmuşlar ve "Bizimle Gel!" demişler. "Sen insanların bu köyüne değil bizim sürümüze aitsin." O zaman Kırmızı şaşırmış. Ve Onlara doğru yürümüş. Daha evvel kendisine bu kadar çok benzeyen başka varlıklarla birlikte olmamış.

Kurtlar olanca heybeti ile köye geldiğinde insanlar ellerinde meşalelerle meydana çıkmışlar. Ho da çıkmış meydana. Ve kurtları kovmuşlar. Kurtlar o zaman Kırmızı'ya seslenmişler, "Bizimle gelmelisin" diye. Kırmızı, evine bakmış. Ho'ya. Ho çok öfkeli görüniyormuş.

"Kurtları doldurdun köyümüze. Tehlikeli, pis canavarları. Soysuzları!"

Kırmızı kurtlara bakmış,

"Onlar da benim gibi Ho demiş. Korkuyorum!"

Ho elindeki meşaleyi kurtlara doğru savurmuş. Kırmızı, kendisine benzeyen kurtlara saldırmasını istememiş kimsenin ve ortaya çıkmış. Dişlerini göstermiş köylülere sonra dönmüş ve kurtlara "Onlar benim köyümün insanları" demiş. İki tarafın da saldırmasına izin vermemiş. Kurtların hepsi dişlerini göstermiş. Ho meşale ile Kırmızı'nın üzerine yürümüş ve "Bıktım senin saçmalıklarından!" demiş. Ve meşaleyi, ateşi Kırmızı'ya doğru savurmuş. Kırmızı o anda çok incinmiş. O anda patisi acımış çok fazla. Ve feci bir çığlık atmış. Bu sefer karşı Yüce Dağdan başka bir çığ düşmüş. Ho köylülerle birlikte koşmaya başlamış. Kırmızı ise kurtlarla kaçmış. Kaçarken Ho'ya bakmış, güvende mi diye. Ho, köylülerle köyün barınağına saklanmış. Kırmızı kurtlarla ormandaki mağaraya saklanmış. Fırtınalı kışın sona ermesini beklemişler.

Beklerlerken kurtlar Kırmızı'ya, Kırmızı'nın da bir zamanlar sürüde olduğunu hatırlatmışlar. Kırmızı kendisini kurt gibi hissetmiş. Kurtlarla yemiş, içmiş. Kurt olmanın nasıl olduğunu hatırlamış, yeniden öğrenmiş.

Ama kurtlar da bir tür köpektir gene de. Köpekler de sadıktır. Kırmızı, Ho'ya tekrar gitmemiş. Kurtlarla ormanda özgürce yaşamış. Kurt gibi vahşi ve cesur olmuş. O gece meşale Kırmızı'ya değmemiş ama Kırmızı'nın iki kulağının tam ortasında bembeyaz tüyler çıkmış, alnının biraz üzerinde. Kırmızı 'Ho'yu evi olarak bilmeye devam etmiş. Nereye gitse gurbette hissetmiş bu sebeple kendini.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sararan yapraklar ve kurumaya dönen çalıların arasında bir kadın göründü. Yüzüde pek çok çizgi vardı ve kimsede görülmemiş gür saçlara sahipti. Işık, yaprakların arasından yüzüne vurdukça gözlerini kı

Evvel zamanda pek becerikli bir cadı yaşarmış. Bu cadının aslan gibi bir kedisi ve kurt gibi bir köpeği varmış. Sırtında bir bohçası varmış. Şehirden şehre dolaşır, gittiği şehirlerde bohçasını açar v

Şanoğlan kanepede uzanan misafirine baktı. Birşeyler hazırlamak için şömineye geçti. Ateşi her zamankinden harlı yakmaya karar verdi. Misafirinin saçları, gözleri, titreyen bedeni, nefesi, teninin kok