Kırık Avcısı- Gri Gözler


Periler çok eşsiz canlılar oldukları için çok ender görülürler. Biz insanlar kadar her yerde bol bol bulunmazlar. Kimi zaman da perilerin hiç uğramadığı bazı diyarlar olmuştur zamanın başından beri. İşte o zamanlarda, perilerin asırlardır görülmediği bir diyarda Perilayn isimli güzeller güzeli bir peri peydah olmuş. Perilaynın kendisinden güzel iki gri beyaz ışıldayan kocaman kanadı varmış. Kanatlarını açmak onu utandırıyormuş. Tıpkı memeleri belli olacak diye dik yürümekten korkan genç kızlar gibi. Ancak Perilayn bir periymiş ve tabii ki kanatlarını açması gerekiyormuş. En azından günün birinde. Ve öyle de yapmış, kanatlarını kocaman açmış. E o zaman, bir perinin başına gelebilecek en kötü şeylerden biri gelmiş başına. Etrafındaki insanlar Perilayn'a bakmışlar ve onla dalga geçmişler.

"Ne iğrenç kanatlar bunlar!"

"AA, Perilayn bir hayvanmış. Kuş gibi bir şey ama şu korkunç görünüme de bak!"

"Tüylü şempanze"

"Artık senle arkadaş olamayız Perilayn, ormana git, belki kendin gibi ucubeler bulabilirsin!"

O zaman Perilayn'ın kalbi kırılmış çok. Ve kanatlarını bir daha açmamaya karar vermiş. Kanatlarını açmaması kötüymüş elbet ama kalbinin kırılması daha da büyük bir kötülükmüş. Kalbi kırılan periler, büyülü güçlerinin çoğunu yitirirlermiş çünkü. Perilayn için de öyle olmuş. Güçlerini yitirmiş. Kanatlarını gizlemek için de gri bir pelerin almış kendisine. Sonra insanlar da Perilaynın kanatları olduğunu unutmuşlar. Ve Perilayn'a Kambur Kız demeye başlamışlar. Çünkü pelerinin altında kanatları tıpkı kambura benziyormuş.

Ve Kambur Kız, durduğu memleketinde artık duramaz olmuş. Yola çıkmış. Yürümüş, yürümüş. Pek çok farklı diyarlar gezmiş ve görmüş. Ve günün birinde, insanların pek ürktüğü, uzak durduğu bir ormanın kıyısına düşmüş yolu. Öyle dalgın, öyle mutsuzmuşki Perilayn, yolunun geçtiği yerlerin tehlikeli topraklar olduğunu bile unutmuş. Orada, uzun uzun yürümüş. Ormanın ölgünlüğü ona garip gelmiş. Ormanın ölü ağaçlarını saran sis ona enteresan gelmiş. Sanki yüreğinde ölen duran kökler gibi, ağaçlar gibi gelmiş ona etrafı.

Bir anda karşısına bir gençten adam çıkmış. Bu gençten adam Perilayn'ı görür görmez onun bir peri olduğunu anlamış. Ve Perilayn'a seslenmiş.

"Merhaba!"

"Merhaba" demiş Perilayn. O kadar uzunca bir süredir kimseyle konuşmuyormuş ki. Adamın gri tuhaf gözleri varmış ve bu durum çok garip gelmiş Perilayn'a.

"Uzun zamandır senin gibi güzel bir peri geçmedi buralardan" demiş Gri gözlü adam. Perilayn bu duyduğuna çok şaşırmış.

"Peri olduğumu nasıl anladın?" diye sormuş.

"Işıl ışılsın. Gözlerim, ruhum aydınlandı" demiş Gri gözlü Adam. Ve sohbete başlamışlar. Perilayn öyle uzun süredir kimsenin bakmadığı, baktığında kıymetli görmediği bir periymiş ki, Gri Gözlü Adam'dan çok ama çok etkilenmiş. Ve adamla konuşurken, ölgün ormana girdiğini farketmemiş bile. İlerlemişler ve yıkık bir şatoya girmişler. Şato son derece görkemliymiş. Harabe halinde görülen bir hali olmasına rağmen içi şaşaalıymış ve sıcacık bir şöminesi varmış. Orada şöminenin yanında oturmuşlar. Şatonun çatısı büyülü bir şekilde havada uçuşuyor gibi görülüyormuş. Perilayn bunun ancak perilerin büyüsü ile olabileceğini anlamış ve sormuş: "Çatı nasıl böyle uçuyor?"

Gri Gözlü Adam "Benim de sihri kullanma yeteneğim var" demiş ama daha fazla anlatmak istememiş. Onun yerine Perilayn'a iltifatlar etmiş. Ona sorular sormuş ve uzun uzun konuşmuşlar.

Perilayn ile birlikte ölgün ormanda geceleri dolaşmışlar. Gökyüzünü izlemişler. Gri gözlü adam Perilayn'ın ne kadar güzel ve eşsiz olduğunu anlatmış Perilayn'a. Perilayn hayatında bu kadar güzel, eşşiz, değerli hissetmemiş kendisini.

Bir süre sonra devasa olan şatoyu dolaşmaya başlamış. Şatoda bir sürü odalar varmış. Ve şaalı salonun arkasındaki salonda duvar yarıkmış. Devasa bir yaratığın geçebileceği kadar bir yarık ve bu yarık kadife bir örtü ile kaplıymış. O zaman Perilayn biraz korkmuş şatodan. Akşam olduğunda Gri Gözlü Adam'a şatonun çok da güvenli olmadığını söylemiş. Arkadaki yarıklardan içeriye hayvanlar ve tehlikeli varlıklar gelebilir demiş. Gri Gözlü Adam da Perilayn'a orayı onarmak için büyülü güçlerinden ödünç vermesini teklif etmiş. Bunun için Gri Gözlü Adam'a izin vermesi yeterliymiş. Perilayn izin vermiş. Gri Gözlü Adam, bu güçleri almış. O esnada Perilayn kendisini çok tükenmiş hissetmiş. Gri gözlü adam Perilayn'ı odalardam birine taşımış. Yatağa uzandırmış ve ona fısıldamış: "Duvardaki yarığı tamir edip geleceğim, sen dinlen ve güçlerini tekrar toparla." Gri gözlü adam gitmiş, sonra elinde bir tepsi ile gelmiş. "Kendini daha iyi hissetmen ve gücünü toparlaman için sana yiyecek ve içecek getirdim demiş. Perilayn içecekleri içmiş, yiyecekleri yemiş. Kendisini biraz daha güçlü hissetmiş ama Gri Gözlü Adam'ın gözlerine baktığında tekrar gücünün emildiğini hissetmiş. Böyle böyle günler geçmiş. Perilayn kaç günün, kaç gecenin geçtiğinin hesabını tutamamış. Aslında Gri Gözlü Adam geldiğinde kendisini biraz daha dinç hissedip ayağa kalkıyormuş ama hareket edemiyormuş. Kalktığı terde kalıyormuş. Daha az görüyor daha az işitiyor hiç konuşamıyormuş. Sonunda bir heykele dönüşmüş. Gri gözleri olan bir heykele.

Bunun üzerinden çok zaman geçmiş. Zaman herşeyi değiştirmiş. Gri gözlü adamı, şatoyu ve ölgün ormanı da. Asırlar sonra, ölgün orman hala tehlikeli hayalet şato halen uğursuz olarak biliniyormuş ama yaramaz bir kız, çok merak ettiğinden o şatoya gitmiş. Şatoda dolanmış dolanmış ve şaştıkça şaşırmış. Uçan çatı, devasa yarık duvarlar ve kilitli odalar kızın merakını cezbetmiş. Odaların kapılarını açmaya uğraşmış. Denemiş olmamış, denemiş olmamış ama bir odanın kiliti nasıl olduysa açılıvermiş. O odada Perilayn heykel gibi duruyormuş. Yaramaz kız Perilayn'a bakmış ve "Ah! Bu ne güzellik böyle. Ben de böyle bu kadar güzel olmak isterdim!" demiş. Ve dayanamamış PErilayn'a güzel kanatlarına dokunmuş sonra bir tabureye çıkmış ve Perilayn'ın gözlerine bakmış. Gri gözler yaramaz kızın bakışları ile karşılaştığında bir sihir gerçekleşmiş ve Perilayn bir anda kendisine gelmiş, nefes almaya ve hareket etmeye başlamış. O an anımsamış neler olduğunu. Yaramaz kızı da almış yanına ve diğer odaları gezmeye başlamışlar. Kilitleri buldukları birkaç aletle kırmışlar ve içlerindeki perileri bir bir uyandırmışlar. Tam 41 tane güzel peri varmış meğerse tuhaf şatoda. Periler birbirleri ile el ele tutuşmuşlar, yaramaz kızı da tutmuşlar ve ürke korka şatodan dışarı adım atmışlar. Onlar şatodan çıktıklarında mürhiş bir gürültü olmuş ve şatonun tepesindeki uçan çatı çökmüş ve şatoyu parçalamış. O esnada dışarısı karanlıkmış ama ormanda devasa bir yaratığın hareket ettiği görülüyormuş. Şatoyu çepeçevre gezen yaratık nihayet ölgün ağaçların arasından çıkmış ve kendini göstermiş. Gri gözleri olan devasa bir örümcekmiş:

"Şatomu mahvettiniz peri kızlar! Bunun bedelini etinizle canınızla ödeyeceksiniz" demiş. Şatonun yıkıntılarının etrafına devasa bie örümcek ağı ördüğünü göstermiş. Periler o zaman cesaret edip kanatlarını açmışlar. Kanatlarını açıp çırptıklarında canları acımış ama örümcek korkmuş. Önce biraz geri gitmiş sonra perilere doğru ağlarından birini fırlatmış. O zaman müthiş bir öfke hisseden perilerden biri ateşler püskürtmüş ve gizligücünü hatırlamış. Diğeri buzlar fırlatmış. Başkası sesler mırıldanmış ve ölgün ağaçların ölmüş kökleri canlanıp örümceğin bacaklarına dolanmış. Diğeri kuşları çağırmış ve kuşlar örümceğin gözlerini oymuşlar. Böyle böyle her bir peri kendi gücünü hatırlamış ve hepsi de gücünü kullanınca örümcek feci bir şekilde can vermiş. Periler yaramaz kızı da yanlarına alıp kanat çırparak havalanmışlar. Onlar uçmaya başlayınca kanatlarından büyülü peri tozları dökülmeye başlamış. Bu peri tozları ölgün ormana düşmüş ve orada canlanmayı bekleyen pek çok tohumun yeşermesini sağlamış. Ölgün orman o günden sonra yeşermiş. Yaramaz kızı periler güvenle evine bırakmışlar ve çok teşekkürler etmişler. Periler de yaramaz kız da sonsuza kadar mutlu ve güçlü yaşamış, birbirlerine hep destek olmuşlar.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sararan yapraklar ve kurumaya dönen çalıların arasında bir kadın göründü. Yüzüde pek çok çizgi vardı ve kimsede görülmemiş gür saçlara sahipti. Işık, yaprakların arasından yüzüne vurdukça gözlerini kı

Evvel zamanda pek becerikli bir cadı yaşarmış. Bu cadının aslan gibi bir kedisi ve kurt gibi bir köpeği varmış. Sırtında bir bohçası varmış. Şehirden şehre dolaşır, gittiği şehirlerde bohçasını açar v

Şanoğlan kanepede uzanan misafirine baktı. Birşeyler hazırlamak için şömineye geçti. Ateşi her zamankinden harlı yakmaya karar verdi. Misafirinin saçları, gözleri, titreyen bedeni, nefesi, teninin kok