Küçük Çingene Kız

Küçük bir çingene kızı varmış ve kocaman at arabaları ile köy köy dolaşan bir sirkli çingene kervanında yaşarmış. Bu kız, annesinin babasının kim olduğunu bilmezmiş. Çingene kervanı ile gittikleri köylerde kocaman bir sirk çadırı kurarlarmış, küçük kız gösteri vakti geldiğinde, bir sürü hayvanla birlikte çadırın orta yerinde dans edermiş. İzleyenler hem çok şaşırırmış hem de çok beğenirlermiş kızın dansını. Hatta korkarak izlerlermiş biraz. Çünkü kızın çok sevdiği hayvan dostlarından korkarlarmış; ayıdan, kaplandan, yılandan. Oysa küçük çingene kızının, bu hayvanlardan başka dostu, kimsesi yokmuş.


Birgün koca koca ağaçlardan oluşan bir ormanın kıyısında kurmuşlar sirk çadırını. Kız her zamanki gibi çıkmış ve dans etmiş hayvan dostları ile. Ve gene çok beğenilmiş. Gösteri bitip de kız hayvan dostları ile dinlenmeye çekilirken fark etmiş ki kızıl kulaklı tilki arkadaşı ormana doğru ilerliyor. Küçük çingene hemen tilkisinin peşine düşmüş ve çağırmış onu. Ama tilki onu dinlememiş, kulaklarını açmış dikkatle ormanın derinliklerine bakıyor, havayı kokluyormuş. Sonra da dalmış yüksek ağaçların arasına ve çalılardan geçerek ormanın derinliklerine. Kız tilkisinin dönmeyeceğinden endişe etmiş ve telaşla koşmuş peşinden. Aklı kervandakilerdeymiş. Birazdan yola çıkacaklarını biliyormuş. Nefes nefese kalarak gizemli ormanın içinde tilkisinin peşinden koşuşturmuş. Sonunda bulmuş onu ve sarılmış, kervanın olduğu yere doğru çekeleye çekeleye götürmüş. Ama ormandan nihayet çıktıklarında vakit çok geçmiş ve kervan çoktan yitip gitmiş.


Kız ve tilki bir süre ne yapacaklarını bilemeden kalmışlar öylece. Sonra tilki ormana geri dalmış. Kız da ormanın daha güvenli olacağını düşünmüş ve tilkinin peşinden gitmiş. Karanlık basarken Dolunay yükselmiş ve gri bulutların arasından yollarını aydınlatmış. Ormanda, ağaçların ayaklarının arasında dolaşan sis, ay ışığını yansıtırken parıl parıl görünüyormuş. Minik bir patikayı izlemişler. Bir ağacın kocaman kovuğunu bulup oraya tünemişler. Sonraki günlerde orada yaşamışlar, tilki avlanmış, çingene kız bulduklarını toplamış ve hergün oyunlar oynayarak ormanda keyifle yaşamaya başlamışlar. Birlikte yaprakların sararmasını izlemişler, ağaçları arasından bir görünüp bir kaybolan yıldızları saymışlar. Yağmurda dans etmişler. Günler böylece geçmiş ve karlar yağmaya başlamış. Kar yağışını da sevmişler önce. Tilkinin kocaman kürkü başta ikisini de soğuktan korumaya yetmiş ama kış daha da soğuklaştığında kız titremeye ve çok üşümeye başlamış. İşte o zaman, ağaçların arasında dolaşan ve tüm haberleri ormanın gizemli cadısına fısıldayan rüzgar, üşüyen kızcağızın halini de orman cadısına fısıldamış. Orman cadısının o günlerde işi başından aşkınmış. Önce çok sinirlenmiş. Sonra eteklerini toplamış başlamış koşuşturmaya, telaşla aramış bulmuş kızı. Sonra demiş kıza düş peşime, seni ve tilkini ısıtacak evime gelin. Bunları derken bir yandan da kocaman bir kürk battaniye ile çevrelemiş kızı. Çingene kız, battaniye değer değmez vücuduna ısınmış hemen. Sonra düşmüş peşine cadının. Ormanın en derin yerinde, kalbinde, kocaman bir ağaç varmış, göklere kadar uzanan. Bu koca ağacın kökleri ve dalları arasında bir sürü pencereler farketmiş küçük çingene kız. İşte cadının evi bu ağaçmış. Kız ağaçtaki eve girer girmez ısınmış ve cadının kazanından koyduğu sıcacık çorbayı içince uykusu bastırmış.


Koca kış boyunca cadıya yardım etmiş. Cadı da yardımları karşılığında ona rüzgarın sesini dinlemeyi ve söylediklerini anlamayı öğretmiş. Gökyüzü ile konuşmayı, ayın ve güneşin huylarını da. Ağaçların sessiz ve yavaş sohbetine katılmayı ve saygı duymayı öğretmiş. Hayvanların ve böceklerin dilini de. Tohumların müthiş sırları nasıl içlerinde taşıyabildiklerinin sırrını da öğretmiş ve bitkilerin huylarını da. Bir de ocağın nasıl yakıldığını. Bunu öğretmek çok önemliymiş, böylece küçük çingene kız bir daha hiç bir kış böyle üşüyerek geçirmeyecekmiş. Kışın en karanlık ve soğuk gecesi, cadının evi pek kalabalık olurmuş. Üşüyen, kendini ısıtamayan, korkan, evsiz kalan veya ormanda tam da o zamanlarda seyahat etmekte olan bir sürü konuğu olurmuş. Bu en soğuk ve karanlık gecede, konukları ve evi yeterli ısıtabilmek ve ışıtabilmek için kocaman bir ateş yakarmış cadı. O kış da devasa bir ateş yakmış, ateşin içinde köz olan odunlardan birini çekmiş bir süre sonra ateşten ve hızla sarmış bir kadife kumaşa. Söndürmüş ateşini. Sonra bu odunu kaldırmış bir kenara. Vakitler geçip de bahar geldiğinde cadı almış küçük çingene kızı karşısına. Kıza demiş artık kendi evini bulmak, kurmak vakti geldi diye. Kız benim hiç evim olmadı ki demiş. Cadı, herkesin bir evi vardır demiş. Ayakların seni evine doğru yürütecek ve burnun evinin kokusunu alacak, gözlerin evinin olduğu tarafa bakacak ve kulakların evinin sesini tanıyacak. Sana bedenini dinlemeyi öğrettim. Rüzgar, ay ve güneş, yıldızlar, ağaçlar ve kuşlar da sana evinin yolunu tarif eder, onların dillerini anlamayı da öğrettim sana. Kız korkuyla Ama demiş. Cadı gülümsemiş ve kendisinden şüphe etmemesini tembih etmiş. Evini bulduğunda açması için güzel ve gizemli bir çanta vermiş kıza. Evin ocağında yakması için o kışın karanlık gecesindeki alevi içinde taşıyan kocaman meşe odunu da varmış çantada. Başka şeyler de. Eve giden yolda yorulursa dinlenmesi, acıkırsa yemesi için başka başka şeyler de varmış. Kız çantasını sırtlanmış, cadıya sevgi dolu gözlerle bakmış arkasını dönüp yürüyüp giderken gözlerinden yanaklarına doğru sıcacık iki damla düşmüş.


Küçük çingene kız çok iyi öğrenmiş cadının anlattıklarını. Ormandan çıktığında evvela korkmuş ama rüzgarı dinlemiş, ayı ve yıldızları, gündüz olduğunda güneşi; çiçeklerle ve ağaçlarla konuşmuş. Bazen böceklerle. Yorulduklarında tilkisi ile sarılarak uyumuş dinlenmişler. Ayakları onları bir tarafa doğru yürütmüş ve gözleri de o tarafa daha ilgiyle bakmış.


Böylece seyahat ederlerken otlarla çevrilmiş bir bahçeye varmışlar. Otların boyu, küçük çingene kızın boyundan daha da uzunmuş ama tilki hızla dalmış otların bürüdüğü bahçeye. Peşinden bizim küçük çingene kız da dalmış. Otları aralaya aralaya yürümüşler ve güzel bir ahşap kapı bulmuşlar. Kıkırdayarak merakla kapıya dokunmuş kız ve kapı o an açılıvermiş. İçerisi epeyce tozluymuş ama ev kıza çok tanıdık geliyormuş. Evin ocağının başına geçmiş ve çantasından çıkardığı odunu ocağa atıvermiş. Ocak odunun değmesi ile birlikte gürül gürül yanmaya başlamış. O zaman anlamış kız nihayet evini bulduğunu. Ocağın karşısında neşeyle tilkisiyle dans etmiş. Sonra önce evi temizlemiş ardından çıkıp tilkisiyle yardımlaşa yardımlaşa otları biçmiş bir kenara yığmış. Bir zamanlar bahçe olarak kullanılan alanı kazmış ve çapalamış, ahırı düzeltmiş ve kümesi onarmış. Evin etrafına bir çiçek tarhlarını hazırlamış. Kız çok çalışmayı seviyormuş.


Bütün bu işleri yaptıktan sonra gizemli çantasının içine daldırmış elini. Önce bir tohum sepeti bulmuş, sepetteki tohumları çiçek tarhına ve bostana sepelemiş. Tekrar elini daldırdığında birkaç minik civciv çıkmış çantadan boy boy. Onları kümese koymuş. Sonra elini tekrar daldırdığında minik bir inek yavrusu ile birkaç keçi yavrusu çıkarmış çantadan. Şaşkınlıkla onları da ahıra yerleştirmiş e biçtiği otları koymuş önlerine. Kuyudan su çekip sularını da vermiş hemencecik. Sonra günler günleri kovalamış ve kız geldiği için şenlenen, neşelenen ev göverdikçe gövermiş. Renkli, neşeli bir çiftlik haline gelmiş. Baharda ektiği tohumları yazın yemişler, sonbaharda son hasatı neşe içinde kutlamışlar ve yapraklar sararıp da düştükten sonra karlar yağmaya başlamış. O zaman küçük çingene kız orman cadısını çok özlemiş. Ocağın karşısına geçip de ateşi izlerken onun yanında geçirdiği günler aklına gelmiş. Kışın en soğuk, en karanlık gecesinde evinde tilkisiyle otururken kapı çalınmış 3 kere. Kız kapıyı açtığında şaşırıp kalmış çünkü orman cadısı duruyormuş eşikte. Eve buyur etmiş ve o evdeki en karanlık ve soğuk ilk geceyi birlikte geçirmişler. Kız orman cadısına kendi kazanından büyük bir kepçe çorba ile kendi fırınında pişmiş bir parça ekmek ikram etmiş. O gece ve ondan sonraki her en karanlık ve soğuk kış gecesinde, bir araya gelseler de gelemeseler de küçük çingene kız ocağın karşısında hiç yalnız hissetmemiş kendini. Hep güvende ve sımsıcakmış artık yüreği.