Huysuz Mutsuz Koala

Ormanlardan birinde bir koala yaşarmış. Diğer koalalar gibi o da uyumayı çok severmiş. Sanki daha bile çok severmiş. Uyandığı zamanın çoğunu söylenerek ve ağlayarak geçirirmiş. Annesi iş yaparken onun sırtına çıkar ve konuşurmuş. Anne benim hiç arkadaşım yok, olmayacak mı? Annesi olacak tabi ki tatlı minik koalam diye yanıtlarmış. Biraz bu sözle oyalandıktan sonra ama ben hiç denize giremeyeceğim değil mi anne dermiş. Tatlı minik koalam denize sen de gireceksin tabi ki dermiş. Minik koala bu yanıtla da biraz oyalandıktan sonra ama anne ben büyüyüp senin gibi ağaçlardan ağaçlara atlayamam hiç bir zaman değil mi diyormuş annesi de büyüdüğünde sen de benim gibi belki benden daha güzel atlayacaksın buralardan diye açıklıyor okşayıp seviyormuş minik huysuz mutsuz koalasını. Bir gün Koala ve annesi kocanenelerini ziyarete gitmişler. Koca nene kocaman gözleri ile huysuz mutsuz koalanın gözlerine bakmış. Sonra ellerini ellerine almış saçlarını karıştırmış ve dönmüş demiş ki annesine, senin bu minik koalan benim genlerimi almış onun da sözleri büyülü benimkiler gibi. Anne bunu duyunca çok sevinmiş çünkü koalaların arasından çok az sayıda büyücü çıkarmış. Bir ailede iki büyücü olması o aileye büyük şanslar getirirmiş.


Zamanlar geçip koala biraz daha büyüdüğünde arkadaş edinmek istemiş. Diğer koalalarla oynamak istemiş. Hep annesinin kucağında durmak istemiyormuş artık. Gene annesine dönmüş benim hiç arkadaşım olmayacak değil mi anne diye sormuş. Olur koalam demiş. Huysuz mutsuz koala arkadaşlarının yanına gitmiş ve arkadaşlık kuramayacağını düşünerek huysuz huysuz ağlamış. Onla oynamak isteyenlerle birazcık oynamış ama sonra arkadaş olup olmadıklarını bilememiş şimdi onla oynuyorlar ama birazdan başkaları ile oynayacaklar demek arkadaş değiliz diyerek küsmüş. Böyle böyle günlerce devam etmiş ve sonunda huysuz mutsuz koalanın gerçekten de hiç arkadaşı olmamış.


Buna o kadar üzülmüş o kadar üzülmüş ki günlerce ağlamış. O zaman annesi, huysuz mutsuz koalanın hep istediği denize götürüş ki koalası keyiflensin. Deniz kenarına gittiklerinde koala çok şaşırmış. Denizin daha farklı birşey olduğunu sanıyormuş o. Onların yaşadığı yerde ya da belki de gittikleri denizde kumsal yokmuş, ağaçların gövdeleri arasından suya atlanıyor köklerinin arasında yüzülüyormuş. Kıyıdaki ağaçlara kadar gitmişler ve türk mavisi okyanus güneş ışığını yansıtarak gözlerini kamaştırmış. Suyun içerisinde yüzen bir sürü renkli balık görmüş. Koalalar pek denize girmezlermiş zaten ama huysuz mutsuz koala çok girmek istiyormuş. Annesi hadi koalam bir dene ben buradayım demiş. Huysuz koala ayaklarını sokmuş ama tüylerinin ıslaklığı hiç hoşuna gitmiş denizin tuzlu suyu da kaşındırmış onu. Sonra deniz hiç hayal ettiği gibi değil diye ve giremiyorum diye dertlenmiş, ağlamaya başlamış. Öyle çok ağlamış ki annesi koalayı almış, denize giren, balıklarla yüzen diğer koalalara baktıkça ağlaması artıyormuş çünkü. Evlerine geri götürmüş.


Biraz daha zaman geçince kola artık epeyce büyümüş. Annesinden bağımsız ağaçlara tırmanabilmeye başlamış. Artık ağaçlarda çok rahat hareket edebiliyormuş. Annesi koalasının dalların arasında zıplayabildiğini de görünce çok sevinmiş ve gidip demiş ki bak benim tatlı koalam hep soruyordun senin gibi zıplayabilecek miyim diye işte eyapabiiyorsun. Ama yapamam demiş koala. Ama şimdi yaptın çok da güzel yaptın demiş annesi. Kola hayır yapamam yapamam demiş. Sonra yapıp yapamadığını görmek için atlamış. Ve yapamamış. O gün ve sonraki günler boyunca hep tekrar atlamaya çalışmış. Ufak dallardan büyük dallardan eğri dallardan düz dallardan hatta bebek koalaların bile atlayabildiği dallardan ama yapamamış. Sonra gene ağlamaya başlamış. Ağlamış ağlamış günlerce ağlamış. Anne huysuz mutsuz koalası ile ne yapacağını bilememiş. O zaman aklına büyücü kocanenesi gelmiş. Almış koalasını kocanenesinin yolunu tutmuş.


Kocanene tam da onların gittiği sıralarda ormandaki havayı arındırmak için tütsüler yapıp dualar şarkılar mırıldanıyomruş. Onları da yardıma çağırmış. Bir taraftan da söyleniyormuş. Hep birlikte saatlerce arındırmak için tütsüler yakmışlar şarkılar söylemişler dualar okumuşlar. Kocanene bakmış ki huysuz mutsuz koalanın sözleri neredeyse kendisininkilerden bile daha etkili, büyülü sözlerin çoğunu ona söyletmeye başlamış. Birlikte dans etmişler kafalarını bedenlerini kollarını sallamışlar. Akşam olduğunda nihayet arındırma işleri bitmiş. O zaman güzel bir çay demlemiş koca nene. Harika porselen çay fincanlarında ikram etmiş. Koala çok mutlu olmuş bu işe, o çay fincanlarını çok seviyormuş ama ne kadar istese de küçük olduğu için ona hiç o güzel fincanlarda çay ikram edilmiyormuş. Bugün hem de en çok hoşuna giden mor desenli çay fincanında çay içme onuruna eriştiği için pek keyiflenmiş. Höpürdete höpürdete çayını içerken annesi umutsuz bir sesle olan biteni anlatmış. Kocanene tek gözüne gözlüğünü takmış kaşlarını kaldırarak büyük bir ilgiyle dinlemiş anneyi. Sonra düşünmeye başlamış. Düşünürken hep hımmm hımmm hımmm diye sesler çıkarırmış ve bu huyu koalayı çok güldürürmüş. Gene gülmüş koala. Huysuz mutsuz koala kocanenesi düşünürken pek de huysuz mutsuz değilmiş, en sevdiği şeyler hımhımlayan koca nene ve porselen fincanda çay içme yani daha ne olsun. Bizim koala bundan başka ne istesin!


Hımhımlamalar bir yarım saat daha devam etmiş. Koala gülümseyerek izlediği hımhımlamaların bitmesine neredeyse üzülmüş. Kocanene sonra demiş ki, “Benim tatlı torunum koalam, dedim ya sana senin sözlerin büyülü diye. Eğer dersen ki arkadaşım olmayacak o büyü tutar ve o nedenle arkadaşın olmaz. Dersen denize giremem o büyü de tutar ve giremezsin. Eğer dallardan dallara atlayamam dersen onu da yapamazsın. Sözlerine dikkat et benim tatlı koalam. Unutma sözünün ne kadar güçlü olduğunu. Huysuz mutsuz koala o gün kocanenesinin söylediklerini dinlerken gözleri kocaman olmuş. Sözlerinin bu kadar etkili olduğunu bilmiyormuş. Sonra düşünmüş düşünmüş. O günden sonra böyle olumsuz büyülü sözler etmemeye karar vermiş. Böylece huysuz mutsuz koala artık mutlu umutlu konuşmaya başlamış ve mutlu umutlu bir koalaya dönüşmüş.