top of page

Hükmetmeyen Kral

Evvel zamanda buralardan çok uzaklarda bir Krallık varmış. Krallıkta yakışıklı mı yakışıklı bir genç prens varmış. Uzak uzak ülkelere bu prens okusun da öğrensin diye gönderilmiş. Ama zamanlar geçmiş ve Kral yapyaşlanmış. O zaman yapyakışıklı prensi çağırmış ve prensten Krallığı o ölmeden devralmasını istemiş.

Prens ülkesine seneler sonra döndüğünde çok şaşırmış ve biraz da kızmış. Çok bilge olan babacığının nasıl olup da ülkenin bu hale gelmesine ses etmediğini anlayamamış. Ülkeyi bereketli ve bol yapacak olan nehirlerdeki barajları görmüş. Barajlar suların akmasına engel oluyormuş ve ülkenin en bereketli vadisi kuralık çektiğinden halk kıtlık yaşıyor orman hayvanları ölüyormuş. Hemen babacığının yanına çıkmış ve durumu anlatmış.

Baş vezir

"Efendim bu barajları babanız Kral hazretleri yaptırdı. Bu sözünüze kızar." dediyse de durmamış ve anlatmış. Babası Kral dinlemiş durumu ve sorasında yaşlıca

"Sen bilirsin oğlum" demiş "Kral sen olacaksın, dilediğince hükmet." Ve hatta utanmış bile biraz.

Yapyakışıklı prens o zaman duyurmuş ve borozonları çın çın çalmış. Ustaları çağırmış ve barajları yıktırmış. Kimileri bu duruma çok içerlenip söylenmiş. Daha eski Kralımız bile ölmemişken ne asi bir oğul böyle demişler.

Sonra bolluğu ve bereketi, keyfi arttırmak için bizim yapyakışıklı prens bildiklerini yapmaya başlamış. Ülkede çalışma saatlerini azaltmış. İnsanlarla bol bol sohbet etmiş ve herkese tutkun nedir diye sorular sormuş. Genç prensin bu sorularını heyecanlanmaktan yanıtlayamayanlar için mektup seçeneği vermiş. Ve bereketli bahçelere, bitkiler ve insanlar için arp çalan sanatçılar koymuş. Çocukların ormanlarda ve bahçelerde yetişmesini istemiş. Matematiği defterde değil de ahşap ev yaparken öğrensinler istemiş. Gemi bile yaptırmış ve dağları taşları gezerek coğrafya öğrenmelerini istemiş. Her gün epeyce vaktini yazılan mektupları okumakla geçirmiş. Savaşçı orduları ile birlikte dövüş talimatlarına katılmış. Sınırları kuvvetlendirmiş. Mektuplardan birinde uçan balonlar yapmak isteyen ustasına uçan evler, zeplinler ve balonlar yapması için ödenek ayırmış. Böyle uğraşarak geçen beş senenin sonunda bizim genç prens yorulmuş. Tam da o esnada babası Kral Kık diye ölmüş. O zaman da prensin Kral tacını giymesi gerekmiş. Sadece taç giymekle kalsa keşke, törende prense hem taç hem de kral kıyafeti giydirmişler, altından bir top bir de asa vermişler. Prens top ile asanın altınını erittirip sikke bastırmış o sikkeyi de fakir fukaraya dağıttırmış. Çok kaşındırdığı için Kral kıyafetini giymek istememiş ama babacığından yadigar olan tacı almış, saklamış. Sonra baş veziri çağırttırmış.

"Ben gezmeye gidiyorum." demiş.

Vezir, "Kral'ım, Krallar gezmeye gitmez." demiş.

"Ne yapar?" diye sormuş Kral.

"Hükmeder." diye yanıtlamış bizimki.

"Ben hükmetmeyi sevmem ki" demiş Genç ve yapyakışıklı Kral. Gülümsemiş ve Baş Vezire

"Çüs" demiş. Baş vezir kıvıra kıvıra giden Kral'a bakmış ve yanındaki yardımcısına dönmüş o ne demek diye sormuş.

"Görüşürüz demek vezirim. Başka bir dilde" demiş yardımcısı. Vezir şaşkın şaşkın bakmış. Kral'ın gezmeye gittiğini soranlara söylemiş. Önceleri herkes acısından düye düşünmüş ama Kral günler geçip ortalarda görülmeyince Kral'ın onları terkettiğine kanaat getirmişler. Ve de Kralsız olmanın önce dehşetine kapılmışlar.

Herkes panikle sağa sola koşuşturmuş. Bağırmış ve çağırmış. Deli gibi yırtınmış.

Biraz daha zaman geçtikten sonra bazı insanlar işlerini yapmayı bırakmışlar.

Diğerleri işe gelmeyi bile bırakmış. Vezir sorduğunda "Kral çalışma saatlerini azaltmıştı bile bizim çalışmamızı isteseydi burada olurdu." demişler. Vezir herkese işlerini yapmalarını söylemiş ama kimse veziri dinlememeiş.

"Eğer Kralımız senin hikmetmeni isteseydi, tacını sana bırakırdı." demişler.

Zamanla sarayın hazineleri de insanlar çalışmadığı için azalmış. Sanatçılar ve okullar ödenek bulamamış. Bahçelerdeki arpları çalanlar hamallık yapmaya gitmişler. Ülkedeki ilham perileri kaostan korkup kaçmışlar. Bereketli vadilerde arsız ve hırsızlar türemiş. Nehirler kirlenmiş ve uçan balonlarla zeplinleri av diye vurup indiren insanlar türemiş. Hal böyle olunca Vezir ülkenin bütün elçilerini çağırtmış ve hepsine Krallarını bulma görevi vermiş. Bulup ülkenin halini anlatmalarını istemiş.

Yapyakışıklı Kral o esnada diğer ülkeleri geziyormuş ve yaptığını herkese büyük bir meziyet olarak anlatıyormuş.

"Bence tüm insanlar eşit ve bu nedenle yönetilmeye ihtiyaçları yok. Ben de sizler gibi herkesten biriyim. İnsanlar kendi işlerini yapabilirler. Ve ben ülkemin halini düzelttim ve onu insanlarıma bırakıp yollara çıktım" diyerek. İnsanlar onu dinliyorlarmış dinelemeisne ama hırpani kılığına ve başıboş gezmesine bakarak onun bir Kral değil de boş laflar etmeyi seven bir serseri olduğuna inanıyorlarmış. Ama iyi ki de orada burada konuşuyormuş ki elçiler, dedikoduları takip ede ede yapyakışıklı Kral'ı bulmuşlar.

Bulduklarında Kral bir sahilde kumda kavrulmuş bir kahve içiyormuş, ortalık serinmiş ve meşaleler yanıyormuş.

Elçi Kral'ın hemen dibine gitmiş ve borozonunu alıp çalmış:

"Tüttürütüü tütüüüü" diye.

Kral kızmış.

"Git şunu kulağımın dibinde değil de başla yerde çal!" demiş.

"Emredersiniz KRal'ım." demiş elçi ve gidip başka yerde de çalınca herkes bunların başına toplanmış.

"Ey yüce yapyakışıklı Kral hazretlerimiz! Ülkemizi terk edip de Kralsız bıraktınız. Ülkede Kaos ortaya çıktı. İnsanlar aç. Nehirler kirlendi, sanatçılar hamal oldu. Bereket kaçtı, bolluk hiç kalmadı. Kral'ımız geri dönün lütfen." dedikten sonra borozonuunu çalmaya devam etmiş.

"Tüttürütüüü tü tüüü" diye.

Kral çok utanmış, öyle utanmış ki yerin dibine geçmiş. Hem de kızmış. Etrafındaki insanlar homurdnaıp söylenmiş ve gülmüşler.

"Ülkeni bırakmak o kadar da iyi bir fikir değilmiş mi?" diye gülerek sormuşlar. Kral hışımla ayağa kalmış ve elçiyi de peşine takmış, borozonu bir daha çalmasını yasaklamış ve bir hışımla ülkesine dönmüş.

Gerçekten de ülkesine döndüğünde tüm bunların gerçek olduğunu görmüş.

Baş vezirin odasına çıkmış. Baş vezir, o giderkenkinden çok daha yaşlı görünüyormuş. Ve olan biteni sormuş. Vezir de anlatmış.

"Ama ben ülkemizi çok güzel yapmıştım. İnsanlar neden böyle yaptılar ki? Herkes eşit değil mi? Herkes neden işini yapmıyor ki?" diye sormuş Kral çaresizlik ve kızgınlık içinde.

"Sen kendi işini neden yapmadın?" diye sormuş Baş Vezir.

"Ama yaptım, Kral'ın da onayıyla ülkeyi çok güzel bir hale getirdim." demiş Kral.

"Evet o prensken ki işindi. Sonra Kral oldun ve işini yapmadın. Ülkeyi yönetmek senin işin." demiş. O zaman Kral susmuş ve düşünmeye başlamış.

"Ayrıca Kral olarak da işini yaparken herkesle eşit olabilirsin. Yönetiyor olman onlardan daha üstün veya alçak olduğun anlamına gelmez ki" demiş baş vezir.

"Ülkeler de tıpkı çocuklar gibidir." demiş sonra baş vezir.

"Bakım isterler. Başlarda iyi bakmış olman sonra bırakabileceğin anlamına gelmez. ÖZenle bakıp büyütmeye ve yaşatmaya devam etmelisin. Bunu yaparken herkesin iyiliğini de gözetmelisin. Bu nedenle Kral'ın işi zordur ve herkes kadar belki de herkesten çok KRal'ın çalışması gerekir." demiş Baş Vezir.

Sonra Kral çok suskunlaşmış. Sonra halkının karşısına çıkmış ve seslenmiş ama kimse onu dinlememiş. Bağırmış, çağırmış, elçilere borozonlar öttürmüş ama gene olmamış. Baş vezire gene gelmiş sonra:

"Ne yaptıysam sözümü dinletemiyorum vezir. Çok güzeldi bu ülkemiz. Nasıl oldu da babama kızarken böyle kötü bir Kral oldum da çıktım!" diyerek hem hayıflanmış hem dertlenmiş. Gözleri boncuk boncuk olmuş.

"Borozonları biz de çok çalıp söylendik insanlara. Artık ciddiye almıyorlar." demiş Baş Vezir.

"O zaman ben de kötü KRallar gibi askerlerimle mi ülkemi yönetmeliyim?" diye sormuş.

"Askerler ülkeyi korumak için, ülkenin insanlarına zülmetmek için değil" demiş Baş Vezir. Kamburunu biraz doğrultmuş ve gürültülü bir nefes almış.

"Kral olduğunu anlamaları lazım." demiş.

"Bakınca tanımıyorlar mı?" demiş Kral.

"Oğlum sen gideli öyle çok oldu ben bile tanımıyorum artık seni." Kral düşünmüş ve aklına tacı gelmiş. Bu sefer borozonları çaldırmış ve elçiler bağırmış, "Kralınız konuşuyor" diye.

Sonra Kral artık geri döndüğünü ve herkesin kendisi gibi işini yapması gerektiğini söylemiş. Artık hükmedeceğini ve ülkenin hakkaniyetli bir yönetime ihtiyacnın olduğunu bağırmış." İnsanlar dinlemişler ve sonra işlerine geri dönmeye başlamışlar.

Kral ülkede ne olup bittiğinin kendine bildirilmesini istemiş ve bildirilerle ilgilenmeye balamış. Herkesten daha çok çalışmış, bazı geceler çok az uyumuş. Hem yönetmek hem de liderlik etmek çok ama çok zormuş.

Ülkesinin yıkılan kurumlarını birlikte sanatla dönüştürmüşler. Vadinin bolluğunu ve bereketini arttırmışlar. Sanatçılara ve okullara ödenek ayırmışlar. Bu arada okullara ve sanatçılara bir daha böyle bir durum olursa kendilerini geçindirecek başka işler de kurmuşlar. Uçan balonları yeniden yapmışlar ve göğe göndermişler. Hayvanları ve insanları nolluk ve berekete kavuşturmuşlar. Çok çalışarak sağladıklara düzene bakıp bunun ne kadar devingen olduğunu farketmişler ve her sene yaptıkları bu muhteşem işi kutlamaya karar vermişler. Çünkü zamanla görmüşler ki kurdukları her düzen bir diğer sene yıkılıyor ve herkesin iyiliğini düşünerek yeniden düzen tasarlamak birlikte çalışmak ve çalışırken eğlenmek gerektiriyor.

İşte böyle coşkulu ve coşku dolu geçmiş zamanlar. Biz de her sene Hükmetmeyen Kral'ı kutlamak için ona KRal olduğunun anlaşılmayacağı KRal kostumleri dikerek kutlamalar gönderiyoruz.

bottom of page