Gecenin Sesi

Zersenil uzaktan çatırdayan evi ve evin etrafında dolaşan at adamları, ellerinde tütsüleri ile cazıları gördüğünde tüyleri ürperdi. Eteğine bulabildiği mantarları toplamıştı. Çocukken de böyle yapmayı severdi. Ortalıktan kaybolduğu gecelerde, eve mantarlarla dönerdi ki Alahçın Nene ona pişirsin: Birlikte sofranın etrafında otursunlar. Alahçın Nene, Zersenil'e ailesini anlatırdı. Büyük kehanetleri fısıldayan annesini ve büyük büyük nenesini böyle öğrenmişti.


Duygusal bir şekilde yürüdü eve. At adamlar eğilerek onu selamladılar. Cazılar korkmuş görünerek çekildiler ortalıktan. O eve girerken ortalık karıştı ve heyecanla yeni gelen birini karşılamaya koştu herkes. Zersenil döndü. Bu heyecanı çeken Koca Adam'dı. Alahçın öyle severdi yani. Birlikte büyüdüğü bu kocaman adamı şimdi yaşlanmış görünce şaşırdı. Herkesin onu böyle severek karşılamasını kıskandı. Bu kıskançlığı da tanıdı hatta sonra. Küçük bir çocukken de böyle hissediyordu.


İçeri girdiğinde Aylensis hasta gibi bir odada yatıyordu. Atasagun gelmişti. Hiç büyümemiş, yaşlanmamış bile diye düşündü. Zersenil ayrılırken Atasagun çocuk sayılırdı. Alahçın'ın gözdesiydi: Kral olacakmış. Zersenil sinir oluyordu buna da. Alahçın kız, erkek, soy ayrımı yapmazdı, burası doğru. Ama Atasagun çok tatlı ve sırnaşık bir çocuktu. Alahçın'ın yumuşak yürekli bir kadındı. Koynunda uyutuyordu onu.


"Aylensis neden içeride?" diye sordu etrafı toplayan, yemek hazırlayan cazılara. Burası cazılar için değil, Alahçın'ın yetimleri için diye düşünüyordu. "Gulyabani saldırısına uğradı, onu içeri aldık. İstirahat ediyor" dediler.

"O zaman cazıyı evine taşısaydınız" dedi Zersenil,

"Evi dağda, dağ güvenli değil"

"Ben dağ yolundan geldim." dedi öfkeyle.

"Zersenil hanım, Alahçın Nene olsa o da öyle isterdi. Dağlar, hattın gerisi tehlikeli cinlerle, gece yaratıkları ile doldu." diye söylendi cazılar.

Aylensis eskiden beri bu evdeydi, korktuğundan, ürktüğünden, geceleri uyuyamadığından gelirdi ve geç olduğunda kalırdı. Sonra Aylensis'in annesi de kayıplara karışınca daha çok kalmaya başlamıştı.

"Alahçın Nenem yok artık. Biz varız." dedi. Herkes sustu o öyle dediğinde. Sonra mutfakta ona bir tabak hazırladılar. Kocaman bir tas çorba ve fırından çıkan sıcacık bir ekmek.

"Yemeği akşam birlikte yiyeceğiz." dedi cazılar çekilirken.

"Yedi yetimi çağırdım." dedi Zersenil, herkes tedirgin oldu. Ortaya çıkan bu etki mutlu etti Zersenil'i. Yemeğini yedikten sonra çok yorulduğunu hissetti. Karşısına Koca Adam için tabak hazırlanırken yavaşça kalktı ve şöminenin karşısına uzandı.

Ateşi izlerken uyuklamaya başladı. Ne kadar süredir yoldaydım diye düşündü. Hangi yoldan geldiğini düşündü. Bacaklarını da bedenini de çok yorgun hissetti. Uykuya bıraktı bedenini.


O uyurken Koca Adam yemeğini hızla yedi. Zersenil'den çok daha yorgun olmalıydı. Çok uzaktan gelmişti. Yüreği özlem doluydu. Kapkara bir tehlikeli denizin yanındaydı evi, Deniz Feneri. Orada mutlu bir hayatı olmuştu. Karısı öldüğünden beri hüzünlü bir adamdı. Onu tanıyanlar kimi zaman ezelden beri mutsuz olduğunu söylüyorlardı. Hiç de öyle değildi. Karısı yanındayken, ah o yaşarken, Dünya üzerinde onun kadar mutlu başka bir adam olmamıştır. Öyle mutluydu. Koca adam, yorgun omuzlarını esnetti, etrafına bakındı, bu evin kokusunu da özlemişti. Şömineye yürüdü.


Ateşleri izlerken Zersenil'de takılı kaldı gözleri. Dudaklarına baktı Zersenil'in, tırnaklarına ve dolgun bacaklarına. Ne kadar değiştiğine inanamaz gibi uzun uzun izledi. Nefes alırken inip kalkan göğsüne. Alahçın Nene'nin yüklüğünü açtı, tıpkı çocukluğundaki gibi mis gibi kokuyordu hepsi. Birini Zersenil'in üzerine örttü. Başka birini kendi üzerine alarak kıvrandı ateşin karşısına. Burada ne kadar kalacağını düşündü. Şöminesinde yaşayan ateş perisine emanet etmişti çocuklarını. Onları özledi. Yüreği buruldu, daha mutlu ve anneli bir çocukluk hak ettiklerini düşündü. Kapkalın ve çatılmış kaşlarının altındaki sert gözlerini kapatan göz kapaklarının arasından iki damla yaş süzüldü. Koca Adam artık böyle uyuyordu. İki göz yaşı dökerek. Sanki o iki damlacığı dökmemek için yüz hatları kabalaşmış, kocamanlaşmıştı.


Ateş çıtırdadı, uzun uzun uyku çöktü üzerlerine. Yemeğe çağırdıklarında ikisi de uyanmadılar. Herkes yemeğini yedi. Cazılar yetimlerin yataklarını hazırladılar. Tıpkı Alahçın Nene'nin yaptığı gibi, deli ballı geyik sütünden küçük bir fincan kaynattılar yetimlere. Atasagun güldü. Çocuk değiliz artık demeyi düşündü ama sonra bu sütü özlediğini hissetti. İçerken boğazı yandı. Alahçın Nene bu kıymetli sütü içirirken onlara geyikleri ve büyülü orman perilerini anlatırdı. Bu sütle büyüyen yetimlerin sezgilerinin gözleri kadar keskinleşeceğini söylerdi Alahçın. Sonra karanlık bastırdı. Ortalık iyice sessizleşti ve derin bir uyku göz kapaklarına çöktü evdekilerin.


Gecenin o en karanlık saatinde Aylensis uyandı ilk. Bu saat artık onun ritmi gibiydi. Seneler sonra evde uyanmak iyi geldi ona. Ellerine kollarına baktı. Pürüzsüzdü teni. Sonra kalktı yerinden, üzerinde bembeyaz bir gecelik vardı. Dışarıda esen rüzgar ve çiseleyen yağmurun sesini duydu. Çok soğuk olmalıydı dışarısı ama cazılar çıkmadan evin tüm şöminelerini ve sobalarını yakmışlardı. Bundan, beyaz, uzun ama incecik entarisinin içinde hiç üşümedi. Odaları dolaşmaya başladı. Gecenin karanlığında, şöminenin aydınlattığı evin içerisinde bir hayalet gibi görünüyordu. Odalarda uyuyan yetimleri gördükçe içi ısındı. Tekrar hep birlikte olmayı öyle çok özlemişti ki. Yüreğini sımsıcak hissetti. O öyle hissederken dışarıda bir şimşek çaktı birkaç saniye sonra müthiş bir gök gürültüsü işitildi. Öyle şiddetliydi ki gürültü, evin pencereleri sarsıldı. Nasıl herkes uyumaya devam edebiliyor diye merak etti Aylensis. Acaba gene bir büyünün içinde miyim diye düşündü. Yetimlere doğru eğilip baktı, eğildiği Zersenil'di ve Zersenil artık olgun bir kadındı. Büyü, eski günleri gösteriyordu ve gerçekte olduğunu anladı. O esnada Zersenil açtı gözlerini. Çok ürkütücü görünüyordu. Gözlerinin üzerinde gri bir sis var gibiydi, göz bebeklerini göremedi. O zaman birkaç adım attı geriye doğru. Zersenil ürkütücü biçimde doğruldu yattığı yerden ve garip laflar söylemeye başladı. Sonra birden sustu ve düşer gibi yattı gene yatağına. O esnada tuhaf bir biçimde kafasını çevirip gözlerini Aylensis'e çevirdi ama sanki Aylensis'in arkasında birşeye bakıyordu. Aylensis korktu ve arkasına döndü. O zaman boyları tavana kadar yükselen 7 tuhaf varlığı gördü.

Ne konuşabildi ne hareket edebildi. Yedi varlık, yedi beden, Aylensise doğru yaklaştı. O esnada Aylensis çok ama çok korktu. Hayatında böyle bir korku yaşamamıştı. Bir an sonra hepsi kayboldu. Aylensis donakaldığı yerde hareket edebildi, konuşabilmeye başladı. Tedirgin bir sesle ağladı. Koca Adam'a doğru yaklaştı ve kendi dizlerini kucakladı.


Bir süre sonra tiz bir ses duyulmaya başladı. Sanki evin altından gelen bir çığlık, bir ağlama sesi, belki başla bir ses. Gök gürültüsünün ve tuhaf yedi varlığın uyandıramadığı yetimler bu sesle uyandılar. Aylensis ürkek bir şekilde Koca Adam'ın uyukladığı kanepenin yanında yere çömelmişti. Her yer karanlıktı.


"Bu ses de ne Koca Adam?" dedi Zersenil. Zersenil de Koca Adam da pek çok canavarla yüzleşmişti yaşamları boyunca. Tüyler ürperten bu tiz ses, çok masum da geliyordu kulağa. Bilemediler. Koca Adam ayağa kalktığında yere çömelmiş halde duran Aylensis' fark etti. "Ne yapıyorsun burada küçük kız?" dedi. Eskiden de böyle seslenirdi Aylensis'e. Aylensis, masum duruşunun arkasından düşündü içinden, çok olmuştu kendisine böyle denmeyeli. Ama sonra tiz ses tekrar duyuldu.


"Ses nereden geliyor?" diye sordu Koca Adam. Odadan çıktı ve Atasagun'un yanına geldi. Aylensis de nları takip etti. Dikkatlice dinledi ortalığı.

"Mutfaktan" dedi Aylensis.

Mutfağa girdiler. Ocağın köşesine doğru bakındı hepsi.

"Burada bir dolap var" dedi Atasagun ve dolabı araladı. Aylensis en arkada duruyordu. Çok karanlıktı, bir şey göremiyorlardı. Dışarıdan giren belli belirsiz ay ışığı, bir de dolaptan gelen hava, rutubetli ama serin bir esinti, dolabın bir geçit olduğunu düşündürdü.

"Merdiven basamakları var." dedi Atasagun, Koca Adam ona yaklaştı. Basamakları yoklayarak inmeye başladılar. Karanlık ve bilinmezlik iki adamı da ürküttü. Zersenil de peşlerinden inmeye davrandı. Sonra dönüp

"Gelecek misin" diye sordu Aylensis'e.

Aylensis cevap vermeden takip etti onu.

"Bu sesin ne olduğunu biliyorsun değil mi" dedi suçlayan bir tonda Zersenil.

"Bilmiyorum" dedi Aylensis. Zersenil, eskiden beri Aylensis'i hep bir şeyler karıştıran, tuhaf, yapmacık bir cazı olduğuna inanıyordu. Bu hissi hiç geçmedi. Ses Aylensis'i çok ürkütüyordu. Merdivenleri takip ettiklerinde aşağıda bir ışık göründü. Bir şöminenin ışığı ortalığı aydınlatıyordu, şöminenin tam karşısında sallanan bir sandalye, sandalyede siyahlar giyinmiş, arkası dönük bir kadın sallanıyordu. O sallandıkça iple sandalyeye bağlı bir beşik de sallanıyordu. Tiz ses kesildi. 4 kişi, usulca sallanan kadına yaklaştılar. Aylensis önce beşiğin yanında durdu ve bebeği aldı. Bebek buz gibiydi, nefes almıyordu. Aylensis çığlık attı, Zersenil bebeği tuttu sonra, o zaman kadın kalktı sandalyeden ve ölü bebeği Zersenil'in elinden aldı. Kadın mumya gibiydi, Kahverengi kurumuş derisi ile ürpertici görünüyordu. Bebeği usulca göğsüne yaslayıp tuhaf adımlarla yürüdü. Zersenil kadının peşinden gitmeye çalıştı. Koca Adam durdurdu onu. Ölü bebek tiz ve tüyler ürpertici bir sesle ağlamaya başladı. Kadın, tuhaf eliyle pıt pıt vurdu bebeğe. İndikleri yerin duvarları yoktu, tuhaf bir ağaçlığa çıktılar. Kadın tiz sesle ağlayan bebeği ile ağaçlara doğru yürüdü. Koca Adam herkesi durdurdu. Birlikte kadın ve bebeğin uzaklaşmasını izlediler. Arkalarına döndüklerinde merdivenlerin kaybolduğunu fark ettiler. Ortalık gittikçe karanlıklaşıyordu.

Zersenil, Atasagun, Aylensis ve Koca Adam yan yana durdular. Karanlık her şeyi örtüyordu yavaş yavaş. Kadın tiz sesle ağlayan bebek kucağında uzaklaşmaya devam ederken, karanlık Alahçın Nene'nin dört yetimini de yuttu.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

O gün çok uzun bir gün olmuştu. Şeker de çocuklarla birlikte uyuduğunda salona indi Anne. Perilayn ona portakallı çay yaptığını söyledi. Tezgah darmadağınıktı ama ortalıkta tatlı limon kokusu vardı. O

Karlar lapa lapa yağıyordu. O sene o kadar çok kar yağdı ki, kasabanın dışarısı ile ilişkisi iyiden iyiye kesildi. Kırmızı saçlı adamın o kış, geldiği yere dönmesini beklemek artık biraz saçmaydı. Bah

Perilayn daha seyrek gelmeye başlamıştı. Anne akşamları evin avlusuna hediyelerle çıktığında Perilayn'ın nerede olduğunu düşünüyordu. Ne zaman geleceğini merak ediyordu. O yokken günlerin daha tatsız