Görünmez gümpat kurbağaları ve 3 kafadar

Uzak bir zamanda upuzak bir diyarda ama gene Karadeniz’in kıyısında 3 kafadar serseri yaşarmış. Birinin adı Tospik diğeri Tapşik öbürü de Kakşımış. Ormanlarda yürüyüp dağlara tırmanmayı pek severlermiş. Onları takip eden, tehlikelere karşı uyaran ve yol bulmalarına yardımcı olan da 3 hayvanları varmış, bir kedi, bir köpek ve bir leylek. 3 Kafadar Karadeniz’i bir kıyıdan diğerine gezer, yürür gene de her gün ayrı hayret verici şeyler keşfederlermiş.


Güz vakti yaklaşıp da yapraklar sararıp döküldüğünde bir yere yerleşmek vakti geldiğini anlarlar, yerleşecek bir yuva yaparlarmış kendilerine. Ancak o sene fazlaca serserilik etmekten, çokça gülüp keşfetmekten yuva yapmağa fırsatları olmamış. Ne yaparız diye düşünürlerken Kapşiğin geyiği önden önden yürümeye başlamış ve ormanın derinliklerinde terkedilmiş ancak güzel mi güzel bir ahşap ve çingene tuğlasından yapılık ev bulmuş. Evin onarmalık çok yeri varmış. Bahçesini sarmaşıklar bürümüşmüş ama kışı geçirmek için son derece sevimli ve doğru bir yer gibi görünmüş gözlerine. Kapıyı açmışlar, içeri girmişler. Oturup güzelce temizlemişler. Salondaki devasa şöminenin gürül gürül yanması için çevre ormandan bir sürü odun toplamış yığmışlar tüm kış yetecek. Bahçeyi eşeleyip ceplerindeki tohumları ekmişler. Güzün çıkan az sayıda tohumdan pazı, pancar, pırasa, az lahana çok marul, maydanoz serpilip yetişmeye başlamış bahçede. Bir de komşu köylerin mısır tarlalarından, domuzların peşine takılıp mısır ve patates de aşırmışlar. Ne de olsa köylüler kurda kuşa aşa diyorlarmış. Tospik, Tapşik ve Kakşık kurt da değilmiş kuş da değilmiş ama kurt kadar kuş kadar serseriymişler besbelli. Ve kar ilk yağdığında bizim serseriler sıcak şömineye ayaklarını uzatmış göce çorbalarını yudumluyorlarmış.


Karlar yağarken, tüm bahar ve yaz gezmenin, koşmanın, keşfetmenin, gülmenin, bir de kışa hazırlanmanın yorgunluğu bizim 3 serserinin bedenlerine apağır çökmüş. Böylece derin bir uykuya dalmış hepsi. Ama uykuları anlaşılan o kadar derin değilmiş ki yeni yerleştikleri şirin evin orta yerinde gümpat pata pat güm pata pat diye sesler gelmeye başladığında bizimkiler uyanıvermiş. Salona gelmişler evi arayıp taramışlar ama bulamamışlar hiçbirşey. Ama geri yataklarına döndüklerinde gene gürültüyle uyanmışlar. Az daha zaman geçmiş bu sefer şangırt diye bir ses gelmiş ve mutfakta bıraktıkları tabak çanaklar yere düşüp parçalanmış. İyice ortalığı kolaçan edip artık tam da rahat uyku çekeceklerken bu sefer hayvanların ahırından havlama miyavlama sesleri gelmiş. En sonunda evin orta yerinde hep beraber toplaşmışlar ve günün ışımasını beklemişler. Gün ışığında sesler kaybolmuş, tekinsizlik geçmiş ve böylece bizimkiler uyumuş. Günler günleri kovalarken bu böyle devam etmiş gitmiş. Uykusuz geçen gecelerden birinde Tapşik in köpeği bir un çuvalını, gecenin ortasında gümpatpatapat güm pata pat diye seslerin geldiği yere doğru boca edince tam da oracıkta 3 kurbağanın olduğu anlaşılmış. Kurbağalar bolva gürültü ediyorlarmış. Bizim 3 kafadar görünmez kurbağalarla önce tanışmış sonra o kurbağaların bu evin ahalisi olduğunu öğrenmiş sonra da birlikte yaşamaya gönüllü olduklarını öğrenmiş. Ancak kurbağalar neden böyle gürültücülermiş sormuşlar. Kurbağalar da biz kurbağayız çünkü bizim evimiz bizim evimiz demişler. 3 serseri az daha dikkat kesilince farketmişler ki gece kirli bıraktıkları tabakları ve çanakları yalıyor ardından da ses gürültü yapıyorlar bu görünmez kurbağalar. E kurbağaları ikna etmek de mümkün değil. Karar vermişler geceden kirli hiçbir çanak çömlek bırakmamaya. Öyle olunca gecenin şangırtısı şungurtusu yalamuk sesleri de kesilmiş. Uyumadan evvel görünmez gümpat kurbağaları için yemek bırakmayı da ihmal etmemişler ama. Böylece kışın ilk huzurlu uykularını uyumaya başlamışlar.


Derken kış daha da soğutmuş ortalığı ve bizim serseriler ateşi daha hafif yakmaya başlamışlar. Evi az ısıtmışlar. Hatta bazı geceler ateşi yakmayıp birbirlerine sarılarak uyumaya başlamışlar. Ancak bir süre sonra ev iyice soğuyunca gene salonda gümpat sesleri gelmeye başlamış ve bir uyanmışlar ki salonun orta yerinde ateş yanıyor her yer duman. 3 serseri hızlıca ateşi söndürmüş ve görünmez gümpat kurbağalarına sormuş neden böyle yaptınız diye. Gümpatlar kurbağayız çünkü burası bizim evimiz. Gümpat pata pat güm pata pat üşürüz üşürüz ısıtırız, güm pat pata pat güm pata pat demişler. Bizimkiler yapmayın etmeyin desede gümpatlar her gece başka bir yerde ateş yakmış. Dolapta, mutfakta, banyoda, kilerde. Serseriler artık gümpatlar yüzünden bir yangın çıkmasından iyice korkar hale gelmişler. Ve Tospik demiş ki en iyisi biz şömineyi güzelce yakalım. Her gün güzelce şömineyi yakmış ve ısıtmışlar evi, gecede ateşi besleyip öyle gitmişler uyumaya. Böylece ateş mayıştırmış gümpatları ve gürültüleri de kesilmiş yangınları da.


Ancak fırtınalar başladığında evin tüm pencelerinden içeri vu vu vu diye rüzgar girmeye başlamış ve çatıdan pıt pıt diye su damlamaya başlamış. Serseriler üstlerine bir şemsiye çekmiş ve cam tarafına bir perde mutlu mesut uyumaya devam etmişler. Ama gece olunca fırtınada gümpatlar vu vu eden camların yanına geçip avazları çıktığı kadar vu vu da vu vu diye bağırmışlar hem de aniden ve bu da hem korkutmuş hem kızdırmış serserileri. Ayrıca çatıdan pıt pıt pıt pıt şıp şıp şıp diye damladıkça sular gümbatlar pıt pıt şıp şıp diye de bağırıyormuş ve gene geceleri ev son derece gürültülü bir hal almış. Gümpatlar bağırdıkları yetmiyormuş gibi bir de çatıya çıkıp su damlaları ile zıp zıp zıplıyormuşlar ki ev de bir de gacır gucur sesler de oluyormuş. En sonunda Karşık Tapşık ve Tospiğe mavun vermiş tüm camları macunların da ses kesilsin diye ve kendi eline de almış tornavidayı çekici çıkmış onarmış tüm çatıyı. Böylece şıp şıp pıtpıt ve vu vu lar kesilmiş. Kalan kışı sıcak, sessiz ve tok geçirmeye başlamışlar. Hatta o kadar sessiz geçiriyorlarmış ki canları sıkılmaya başlamış serserilerin. İşte tam da o sıralar bu sefer de ahırdan gürültüler gelmeye başlamış. Hayvanlar sabaha karşı çığlık atıyorlarmış ve gerçekten ürkütücüymüş bu durum. Öyle olunca ahırı aramışlar taramışlar ama ne onarılacak bişey ne temiz bırakılacak bir pislik ne de ısıtılacak bir şömine bulamamışlar. Sorunu anlayamayınca gece gümpat kurbağalarına sormuşlar. Gümpatlar da şöyle yanıtlamış: Gümpat pat pat pat pat pat, kurbağayız bir evimiz bu bizim. Dostumuz bedüktür ahırda yaşayan, gümpat pat pat ederiz eğlendiririz.” Bunu 3 defa tekrar ettikten sonra şöyle demişler, “Güm pat edemedik bedüğü eğlendiremedik o da eğlendirir kendini, bedük eğlence ister eğlence, güm pat pat pat pat pat pat” O zaman biraz daha gözlemişler ahırı ve farketmişler ki bedük görünmez görünmez sabah kadar oturur günler boyunca bir ses gürültü neşe olmayınca saha olmadan daha hayvanları uyandırır ve eğlenmek için kocaman suratında ürkütücü bir kahkaha koyverir ve bunu da hayvanların yüzüne yüzünü iyice yaklaştırarak yapar. E hayvanlar da bundan iyice korkarmış.

3 kafadar da düşünmüş ve demiş ki biz de eğlence isteriz bedük de, o zaman haftanın bir gecesi eğlence gecemiz olsun. Şöminenin karşısında eğlence şaklabanlık yapalım. Böylece o cuma ve sonraki her cuma kış boyunca şöminenin karşısına geçmişler. Kendileri eğlenmişler, güm patlara şarkı söyletmişler ve bedük de gelmiş gülen surat yapmış kendi de eğlenmiş onları da eğlendirmiş. Böylece 3 serseri biraz daha az serseri, biraz daha çok medeni olmuş. Yerleştikleri evleri onların evi olduğu kadar gümpat kurbağaları ve bedüğün de evi olmuş ve birlikte sonsuza kadar eğlenceli, temiz, güvenli, sıcak ve bakımlı yaşayıp mutlu olmuşlar.