Gölgeler ve Kurtlar

Perilayn daha seyrek gelmeye başlamıştı. Anne akşamları evin avlusuna hediyelerle çıktığında Perilayn'ın nerede olduğunu düşünüyordu. Ne zaman geleceğini merak ediyordu. O yokken günlerin daha tatsız geçmeye başladığını fark etti. Perilayn o küçük bir çocukken hep zor günlerde gelirdi. Gelmediğinde zaten neşeli ve eğlenceli günler olduğundan zamanın nasıl aktığını anlaması zor olurdu. Sonra geldiğinde beni özledin mi diye sorardı Perilayn ve uzun uzun düşünürdü cevap vermeden ve Perilayn kızardı. "Ben seni çok özledim ama!" derdi ona. Hiç büyümeyen yaramaz bir çocuk gibiydi Perilayn. Anne şimdi kendisini Perilayn'dan çok daha büyük gibi hissediyordu. Bunu düşününce gülümsedi.


Geceleri ormanda gölgeler çoğalmıştı. Ve tedirgin haftaların ardından bir gece eve çok yakın geçen bir karaltıyı fark etti anne. O zaman bahçeye çıkıp bağırmaya başladı. Annenin garip yeteneklerinden biriydi bu. Kuzgunlarla konuşurken kullandığından bambaşka bir dil ile bağırdı ve o zaman beyaz - gri kurtlar çıktılar ormandan. Onların en önünde masmavi gözleri ile kocaman bir kurt duruyordu.


"Kurt Anne" dedi Anne. Çok rahatlamış görünüyordu. Burada ormanın kıyısında yaşamasının tam da nedeninin bu olduğunu söylüyordu kendisine. Koruyucu kurtlara yakın olması.

"Ormanda gölgeler arttı." diye konuşmaya devam etti o tuhaf dili kullanarak. Kurt Anne yanıtladı:

Söylediği sözlerin bire bir çevirisi yoktu aslında ama şuna yakın bir şey diyordu:

"Ormanın diğer yakasındaki hayalet hareketlendi gene." Bunu söylerken suçlar gibi bakıyordu Anne'ye.

"Gene avlanacağından korkuyorum" dedi Anne.

"Bir adam dolanıyor gölgelerin arasında" dedi Kurt Anne. "Tehlike yok" dedi sonra. Anne Kurt Anne'ye teşekkür etti. Kurt Anne, Anne'yi sürekli hayaletle ilgili suçluyordu. Anne, ormanın diğer kıyısındaki hayalet için yapabileceği birşey olmadığını anlatamıyordu bir türlü Kurt Anne'ye. Ama kurtlar onun avlanmasını engellemek için ormana girenleri ürkütüyorlardı.

Ormanın bu hareketli havası anneyi tedirgin etti. Kurt Anne'nin onu gözetlediğini, evini koruduğunu biliyordu ama ormandaki tekinsizlik Anne'nin ruhunu rahatsız ediyordu. Daha önce de hiç hoş olmayan olaylar olmuştu ve elinden bir şey gelmemişti.


Kar o sene diğer senelerden daha fazla yağmıştı. Ama kışın okullar tatil edilmedi. Bu nedenle köyün diğer haneleri gibi, Anne de kızlarını alıp okula kadar götürmeye ve getirmeye başladı. Anne, o köyde şifacı olduğu için seviliyordu ama ormanın kıyısında yaşaması herkes tarafından garipseniyordu. Diğer annelerle kısa kısa ama gülümseyerek sohbet etti.


Kızları Dosdos ve Yağmur'la okulun kapısında vedalaştı ve karlar lapa lapa yağarken orada biraz daha bekledi. Diğer anneler ona saygı ile selam verdiler. Kışın hemen hemen tüm annelerin haftada bir birinin evinde toplandığını biliyordu. Kızları da haftasonları birbirleri ile buluşan arkadaşlarını anlatıp duruyordu. Ama diğer anneler kimi zaman hayvanlarla konuşan ve bahçesinden kuzgunlar eksik olmayan Anne'yi hiç davet etmemişlerdi. Bunun iyi mi kötü mu olduğunu düşündü Anne ama karar veremedi. Bu tür toplulukların dışında kalmaya alışmıştı. Kızları da alışacaktı. Sonra evine dönmek için yürümeye başladı. Karlara bastığında duyduğu sesleri seviyordu. Ama yağış böyle devam ederse akşama kızlarını almak için Kurt Anne'nin kurtlarından kızağını çekmesini istemesi gerekecekti.


Evin avlusuna geldiğinde karların arasında kıpkırmızı saçları ve saçları kadar kırmızı burnu olan birini gördü. Ve telaşla seslendi:

"Kimsin sen? Evimin etrafında ne yapıyorsun?"

Adam daha da telaşlanarak cevap verdi:

"Ben yorulmuştum biraz oturmak istedim. Hemen gidiyorum!"

"Burada ne yapıyorsun, ormanın tehlikeli olduğunu duymadın mı?" dedi Anne telaşla.

"Duydum! Tam da o sebeple buraya geldim" dedi kırmızı saçlı adam. Kendisini ısıtıyormuş gibi görünmeyen hırkasına biraz daha sarıldı. Sanki konuşmak için heyecanlıymış gibi ama azarlanmış gibi bir hali vardı. Belki de tam da öyle olmuştu. Ellerini ısıtmaya çalışarak karların üzerine bıraktığı eşyalarını alıp öte tarafa doğru yürümeye başladı.

Tam o zaman kadın seslendi.

"Dur gitme. Çorbam var, sana ikram ederim." Evinin kapısını açtı. Adamı içeri almak istemedi ama kapının kenarına bir sandalye çıkarttı. Kapıyı da aralık bıraktı ki evin içini cehennem gibi ısıtmış olan sıcaklık biraz dışarı çıkabilsin.

Sanki tüm kış kaynayan kazana kepçeyi daldırdı. Kara lahana çorbası yapmıştı, yazdan kalan mısırlarla. Kocaman bir kase doldurdu ve yanına sabah pişirdiği mısır ekmeğini koydu. Kırmızı saçlı adama uzattı. Adam sıcacık kaseyi tutunca yüzü aydınlandı ve çok sevindi. Kaynar çorbayı öyle hızlı içti ki, Anne inanamadı.

"Orman tehlikeli ise sen neden burada kalıyorsun?" diye sordu adam sonra. Anne cevap veremedi. Ama başka bir soru sordu:

"Sen neden buradasın peki?"

"Burada birini arıyorum." dedi adam. Anne soran gözlerle bakmaya devam edince konuşmaya devam etti.

"Burada bir hayalet olduğunu duydum. Onu görmek için geldim. Aslında avlamak için geldim." dedi heyecanla.

Anne güldü.

"Daha önce hiç hayalet avladın mı?" dedi sonra.

Adam küskün baktı. "Hayır" dedi sonra sessizce.

"Hayaletler avlanmaz çünkü. Ama onlar seni avlayabilirler dikkatli olmalısın."

"Beni nasıl avlayacak ki?" diye sordu gülerek. "Hayaletlerin birşey yapma gücü olduğuna inanmıyorum" dedi sonra.

"O zaman ne diye peşindesin bu hayaletin?" diye sordu Anne.

"Aslında hayaletleri merak ediyorum. Anlamaya çalışıyorum. Böyle bir derdim var." dedi adam. Anne adamın elindeki boş kaseyi aldı ve tekrar çorba doldurdu.

Adam mutlulukla ikinci kaseyi içmeye başladı.

Konuşmadılar. Karın lapa lapa yağışını birlikte izlediler. Anne, kırmızı saçlı adamın kendisine eşlik etmesinden hoşlandığını fark etti. Sonra uzun zamandır kendisine Perilayn'dan başkasının eşlik etmediğini fark etti.

Adam ormana doğru getmesi gerektiğini ve eşyalarının bir kısmını burada bırakmak istediğini söyledi Anne'ye. Anne ormana gitmesinin tehlikeli olduğunu birkaç kere söyledi. Kırmızı saçlı adam endişelenmemesini söyledi önce. Anne ısrar ettiğinde de gülümsedi. Endişelense bile gidecekti. Çok uzaktan buralara sırf bu söylentiyi araştırmak için gelmişti. Sonra ormana doğru yürüdü. Anne bir süre bakındı.

O akşam kuzgunlar gelmeyecekti. Artık geceler çok uzundu. Perilayn gelmiyordu. Göndereceği hediyeleri yapmak da, örgü örmek de, en meşakkatli yemekleri pişirmek de Anne'nin uzun geceleri kolayca veya hızla geçirmesine yetmiyordu.

Uykusu geldi biraz, alevleri izlemek uykusunu getiriyordu. Uyumak istemedi. O zaman geceleri uyuyamıyordu. Geceleri uyuyamadığında da zaten uzun olan geceler hiç bitmiyordu ve bazen gece, insana hiç hatırlamak istemediği şeyleri hatırlatıyordu.

Akşam olduğunda ormana doğru seslendi ve Kurt Anne'nin kurtları geldiler. Kızağı çekmeyi kabul ettiler. Küçük kızları çekmek orman kurtlarının hoşuna gidiyordu. Anne kurtlarla birlikte okula gitti. Endişeli bakan aileler ve öğretmenler tedirginlik verici görünse bile kurtların Anne'nin sözünü dinlediğini ve kimseye zarar vermeyeceğini biliyorlardı.

Yağmur ve Dosdos heyecanlandılar kurtları gördüklerinde. Neşe ile kızağa bindiler. Kışları onlar için en heyecanlı yapan şeylerden biriydi kurtlarla kızağa binmek. Anne de bindi kızağa ve kahkahalar eşliğinde ormana doğru ilerlediler. Ökse otlarının aralarından kıvrıla kıvrıla vahşi kurtların vahşiliğine çok da uyan tehlikeli dönüşlerle yolu uzattılar. Ormanın derinliklerine gittiler. O kadar eğlendiler ki her biri karınlarına gülmekten ağrı girdi. Ancak kurtlar Ormanın tehlikeli yamacına doğru ilerlediğinde Anne huzursuz oldu. Ve ağaçların arasında hayaleti gördü. Hayaleti görmek efsunluydu ve annenin gözyaşlarına boğulmasına neden oluyordu. Kurtlar da sezdiler hemen ve sonra geziyi daha uzatmadan evlerine götürdüler onları. Anne yemeği hazırlamaya başladı. Kızlar da okulda olan biteni anlatmaya başladı.

"Oktay gene çok yaramazdı Anne! Ve biliyor musun bugün herkesin önünde beni üzecek şeyler söyledi" diye bağırdı .

Çocuklar hevesli ve heyecanlı konuşmaya devam ettiler. Onlar konuşurlarken anne huzurlu ve keyifliydi. Gece olduğunda çocukların en sevdiği masallardan birini, Perilayn'lı olan bir masalı anlattı. Hatta Perilayn'ın bir kuklası bile vardı onlarda. Kuklayı da konuşturdu. Belki Perilayn bu gece gelir diye düşündü. Çocukların uyuması ile birlikte evdeki ışıklar söndü. Evdeki ışıklar sönerken sanki annenin içindeki ışıklar da söndü. Uzun gece başladı diye düşündü içinden ama o gece o kadar çekilmez geçmeyecekti aslında.

Kısacık bir süre sonra cam tıklatılmaya başlandı. Ne olduğunu merak ederek yürüdü Anne ve Kırmızı Saçlı adam ile karşılaştı. Üşümüş, korkmuş ama heyecanlı görünüyordu. Kapıyı araladı,

"Efendim?" diye sordu.

"İçeri girebilir miyim?" diye sordu adam.

"Yakışık almaz" dedi Anne.

Kırmızı saçlı adam güldü. Ama hemen arkasından ekledi: "Kim tarafından yakışık almaz, çok üşüdüm ve korktum." dedi. Kısa bir sessizlikten sonra "Bir de acıktım." dedi. O an Anne ikilemde kaldı. Uzun ve kapkara sürecek bu akşamda kırmızı saçlı adamla sohbet etmenin kendisine iyi geleceğini düşündü. Ama gene de

"Olmaz" dedi. Kapıyı kapatmasının hemen ardından dışarıda ulumalar duydu ve arkasından evin bahçesine kurtlar girdi.

Kurtların ulumalarını anladı Anne, "Adam tehlikeli değil ama tehlikede, ormanın gölgeleri uyandı, hayalet görünür oldu." dediler ve gittiler.

Anne ürperdi.

"Senin hayvanlarla konuştuğunu duymuştum. Doğruymuş!" dedi Kırmızı saçlı adam. Kurtlardan korkmuş görünüyordu ama tıpkı yaramaz ve tehlikenin hem ürküttüğü hem heyecanlandırdığı bir çocuk gibi bir hali vardı.

"Çorbandan kaldı mı? Handaki yemekler çok kötü." dedi.

Anne, adamın bu haylaz ve arlanmaz tavrını sevdi. Sabahki çorbadan kalmamıştı ama hemen yenisini pişirmişti. Hemen hemen tüm kış, o kazanda ve hep aynı çorbayı pişirirdi. Çorbasından ikram etti düşünceli bir şekilde. Aç bir isanı doyurmak söz konusu olduğunda yakışık alıp almayacağını düşünmüyordu.

Konuşup vazgeçirmeliyim diye düşündü içinden. Tehlikede bu adam ve sonra içinden şefkat duygusu yükseldi. Kırmızı saçlı adama üzüldü.

"Neden bu hayaletin peşindesin?" diye sordu tekrar.

"Benim bir evim var." diye anlatmaya başladı adam. Anlatırken sesinin tonu değişti. "Ve evimde bir hayalet var." Durdu, düşündü.

"Ondan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum ve hayaletlerden anlayan kimsecik de bulamadım. Eğer başka bir hayaletin izini sürersem anlarım diye düşündüm."

"Bunun tehlikeli olduğunu bilmiyor musun?"

"Bir hayalet ne yapabilir ki?"

"Eğer seni etkileyebiliyorsa bir hayalet çok şey yapabilir."

Sonra bir sessizlik oldu.

"Beni etkileyeceğini düşünmüyorum." dedi kırmızı saçlı adam. Sonra ayaklandı.

"Yarın görüşürüz. Bu hayaletin gizemini çözmek için bu aralar seni çok sık ziyaret edeceğim." dedi. Bu söz Anne'yi ürküttü ama sevindirdi. Birinin arkadaşlığını özlediğini fark etti. Ona güç veren özellikleri onu insanlardan uzaklaştırmıştı. Çoğu zaman bundan şikayet etmiyordu ama arkadaşlığı özlemediği anlamına gelmiyordu bu.

Adam giderken onu izledi. Sonra örgü örmek için oturdu. Kırmızı saçlı adamı düşünerek bir tilkiden oyuncak yaptı. Sonra içini elyaf ve pamukla doldururken bir masal anlattı, bir tilki masalı. Tüm gece bu oyuncakla uğraştı ve sabaha karşı bitirip paketledi ve kuzguna verdi. Bu kocaman masallı tilkinin gittiği çocuğu sımsıcak tutmasını diledi kuzgun uçarken.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

O gün çok uzun bir gün olmuştu. Şeker de çocuklarla birlikte uyuduğunda salona indi Anne. Perilayn ona portakallı çay yaptığını söyledi. Tezgah darmadağınıktı ama ortalıkta tatlı limon kokusu vardı. O

Karlar lapa lapa yağıyordu. O sene o kadar çok kar yağdı ki, kasabanın dışarısı ile ilişkisi iyiden iyiye kesildi. Kırmızı saçlı adamın o kış, geldiği yere dönmesini beklemek artık biraz saçmaydı. Bah

"Ama Anne, gerçekten periler var mı?" diye sordu Dosdos uyumadan önce. Sonra, sorusuna cevap beklemeden uykuya dalıverdi. Anne, üstlerini örttü ve evlerinin uzun koridorunda yürümeye başladı. Uzun kor