Büyülü Gözlükler

O gün çok uzun bir gün olmuştu. Şeker de çocuklarla birlikte uyuduğunda salona indi Anne. Perilayn ona portakallı çay yaptığını söyledi. Tezgah darmadağınıktı ama ortalıkta tatlı limon kokusu vardı. O zaman içi kıpır kıpır oldu Anne'nin. Çocukken Perilayn ona tatlı limon şekeri yapardı ve portakal çağı ile birlikte şekeri ağızlarında eritmeyi çok severlerdi. Şeker çok yediklerinde mutlaka kabus göreceklerine inandıkları için de sarılarak uyurlardı. Sanki çocukmuş gibi heyecanla ağzına tatlı limon şekerini atıp portakal çayından bir yudum aldı. Sonra masanın kenarına geçip eline fırçasını aldı. Perilayn fırçaya doğru üfledi ama büyülü nefesi fırçasını düşürmesine neden oldu. Yanındaki yastığı kabarttı ve


"Hadi gel, çalışma bu akşam. Sana ilham falan vermeyeceğim. Gel, kırmızı saçlı adama bakalım."


Kırmızı saçlı adam biraz evvel çıkmıştı evden. Ormandan doğru kaldığı hana doğru yürüyor olmalı diye düşündü Anne. Perilayn ellerini garip şekilde büktü ve o zaman ellerinde iki gözlük belirdi. Tek tarafından uzanan bir çubukla tutulan gözlük koyu renkli camdandı. Çocukken de çok severlerdi sevdikleri birilerini bu gözlükle izlemeyi. Ama en son kavga etmişlerdi ve bu nedenle çok uzun zaman olmuştu gözlükler meydana çıkmayalı.


Tedirgin şekilde aldı eline gözlüğü Anne. Perilayn sevgiyle sarıldı Anne'ye. Kocaman öptü yanağından. "Hadi unut artık. Gel, kırmızı saçlıya bakalım hadii"


"Tamam" dedi olabildiğince keyifle Anne. Ve gözlüğü koydu gözlerine. Kırmızı saçlı adam düşe kalka yürüyordu. Yüzündeki kocaman gülümseme, Anne onu izlerken azaldı git gide. Sağına soluna bakınmaya başladı. Epey tedirgin görünmeye başladı. Perilayn gülmeye başladı. Kahkahalarla güldü uzun uzun. "Baksana ne kadar korkuyor. İnsan hem hayaletlerden bu kadar korkar hem de kendisine hayalet avcısı der mi?"


Anne, seneler evvel bu dürbünden annesini izliyordu. Başka çocukları ile eğlenen ve mutlu olan, gülen, koşan annesini. Ve kızıyordu. İzledikçe daha da öfkeleniyordu ve bir sefer öyle kızmıştıki annesine! Onun yanında olmadığı ama başka yerde mutlu olduğu için, elinden gözlüğü alıp bir daha vermemişti Perilayn. O zaman işte çok kavga etmişlerdi. Çok zaman geçmişti bu kavganın üzerinden. O zamandan beri ilk defa eline alıyordu büyülü gözlükleri.


O bunları hatırlarken ormanın hayaleti Kırmızı Saçlı Adam'a doğru yürümeye başladı. "Perilayn, ormanın hayaleti Kırmızı'ya gidiyor. Bir şey yap." dedi endişe ile Anne.


"Hayır ya hadi eğleniriz biraz. Bakalım nasıl korkacak?"


"Ama ormanın hayaleti onu ürkütür. Bugün başına gelenler yeter, gecenin bir saati, lütfen."


"Karya çok sıkıcısın!" dedi. Sonra fısıldadı ve fısıltılarını üfledi. Rüzgara karışan fısıltılar Kırmızı saçlının kulaklarına geldiğinde Kırmızı bir şey duymadı. Ama içine bir neşe bir heyecan geldi. Anne'nin evini düşündü ve yedikleri güzel yemeği. Onca sene sonra kendisini rahat ve mutlu hissettiği sıcacık bir evde oturabilmişti şimdi. Yüreği ısındı ve bir şarkı söylemeye başladı. Lapa lapa yağan karlar altında elinde meşalesi, çocukluğundan kalan bir şarkıydı bu. Annesinin söylediği bir şarkı. Hoplaya hoplaya yürümeye başladı. O zaman ormanın hayaleti ondan uzaklaştı.


"Sağol Perilayn" dedi Anne, tuttuğu nefesini bıraktı.


"Bu geceki eğlencemizi bozdun!" dedi Perilayn. Ama az sonra Annne'ye eğildi ve "Bu hayalet sana da hiç iyi gelmiyor. Her seferinde daha da telaşlanıyorum. Alahçın Ana olsa ona sorardım. Bence seni alıp buradan gidelim." dedi Perilayn.


"Hayır burayı seviyorum. Galiba ben de hayaletlerden korkuyorum" dedi Anne. PErilayn söylenmeye başladı.

"Bu hayaletin ne hayaleti olduğunu anlayamadım. Biz periler çok iyi değiliz bunları anlamada. Ama seni de etkilediğine göre sana da zarar verebilir. Dikkatli olmalıyız" Ama biraz sonra hemen endişesi geçti.


Anne Parilayn'a baktı gene ve Perilaynın neden hiç yaşlanmadığını merak etti. Kendisini hiçbir zaman anne gibi hissetmeyen bir genç periydi ama bir sürü çocuk büyütmüştü. Şimdi Anne'nin ona hiç benzemez sorumlu ve fazla önemseyen haline şaşıyordu bile. Ama şaşması da her şey gibi çok uzun sürmüyordu. Kanatlarını açıp gerindi ve "Çok fazla şeker yedik hadi gel sarıl bana!" Anne güldü, sonra tıpkı çocukken yaptıkları gibi sarıldılar birbirlerine. Yumuşacık ve pofuduk kanatlarını sardı Perilayn Anne'nin etrafına. Perilayn sarıldığında annenin tıpkı çocukkenki gibi hemen uykusu geldi. Esnedi kocaman ve uyudu. Perilayn, Karya'yı benim sazım diye seviyordu. Gene öyle dedi. "Gel benim sazım, uyuyalım." Birlikte uyudular şöminenin karşısında. Hiç kabus görmediler ikisi de, o kadar şefkatli ve yumuşacık bir uykuydu.



Sabah, güneşin ilk ışıkları doğmadan hemen evvel kızların ikisi de uyandı ve annelerini aramak için salona geldiklerinde Perilaynın pofuduk kanatlarını gördüler ve kanatlarının altına girip annelerine ve Perilayn'a sarıldılar. Perilayn'ın sıcacık ve pofuduk kanatları hepsini sıcacık tuttu. Kızlar da anneleri ve Perilayn'ın uykularına karıştılar.


Ertesi sabah salonda bir sürü tüylerin arasında uyandı anne. Kollarının arasında kızlarının da olduğunu sörünce sevindi. Perilayn gözlerini açtı ve şşş" dedi. "Sessiz ol biraz daha uyusunlar" dedi. Sonra sarıldı çocuklara. Anne sıcacık kanatların arasından süzülerek çıkınca salonun soğuğunu hissetti. Şömineye odun attı biraz daha çok. Ardından kahvaltıyı hazırlamaya koyuldu. Sabah sabah ilk iş bir ekmek hamuru mayalıyordu Anne. Sonra patatesleri soyup doğruyordu. Gene öyle yaptı, menemen sosunu almak için kilere gitti. Oradan biraz da pastırma kesti. Geri döndü ve kabaran hamuru ekmek şeklini verip kuzineye koydu. Bir süre sonra tam da ekmeğin kokusu her yere yayılınca çayı demledi ve işte Anne'nin sihri de buydu. Sabah kuzinede ekmek kokusunun yanında taze çay. Şeker da salona indi ve şaşkınlıkla şöminenin önündeki koltuğa baktı. Perilayn'ın devasa pofuduk kanatlarını izlerken "Size yardım edeyim, gece burada mı uyudunuz?" diye sordu. Anne gülerek cevapladı. "Evet. Hadi, biz masayı kuralım." dedi.


Masaya kahvaltı takımını serdiler. Perilayn bir süre sonra uyandı ve kanatlarını topladı. Çocukları da uyandırdı ve tavuk ve civcivleri gibi lavabonun yolunu tuttular. Lavaboya giderken "Patates kızartmasını çook yap" diye seslendi. Kızlar "Ben sosis istiyorum." "Ben de kuymak Anne, yapar mısın?" diye seslendi. Anne zaten hepsini hazırlıyordu. Kahvaltı sofrası bir koca orduyu doyuracak kadar çok görünüyordu Anne'nin gözüne. Evde diğer öğünler fazla yenmezdi ama kahvaltı hele misafirler varsa çok hazırlanırdı ve hiç bir şey kalmadan biterdi. Perilayn geri gelirken "Kırmızı'yı çağırayım mı, gene evin etrafında dolaşıyor ama bahçemize girmiyor" dedi. Anne, boşver onu derken salonun devasa perdelerini açtı ve masaya oturdular. Dışarıda kar lapa lapa yağmaya devam ediyordu. Anne pencereyi araladı ve kuşlara bir önceki günden kalan ekmekleri attı. Kırmızı ormanın içinde gene yürüyüp duruyordu. Sonra camları kapattı ve kahvaltıya oturdu. Ekmeğine tereyağını sürdü ve keyifle ağzına ilk lokmasını attı. Herkes birşeyler yemeye başladı. Kızlar bir taraftan yiyor bir taraftan gördükleri renkli rüyaları anlatıyorlardı. Bolca gülüştüler. Perilayn rüya dinlemeye bayılıyordu. "Sonraa" dedikçe kızlar anlatmaya devam ediyordu. Kahvaltı uzun ve güzel bir tatilin eğlenceli bir başlangıcı oldu. Kahvaltıdan sonra anne fırçası ile çizimlerinin başına geçti. Perilayn'ın anlattığı, çocukken onu götürdüğü bütün diyarlardan aklında kalanları çiziyordu. İşi buydu bugün. Masalları çizmek. Altına yazıları eklemek ve okumayı seven çocuklara leyleklerle masalları göndermek. Okumak çok mahrem bir işti ona göre.


Perilayn, Karya'ya sazım diyordu çünkü Periler diyarının ilişkili olduğu onca masalı, ilhamı, büyüyü anlatacak enstrümanlar gerekliydi. Karya Perilayn'ın ilhamları ile çok güzel yapıyordu anlatma işini. Kendince çalan gıcırtı yapmayan ve bizi alıp başka diyarlara taşıyan müzik gibi pürüzsüzce anlatıyordu. Kitabı okuyanlar Karya'yı hissetmiyor, büyülü diyarlara doğru gidiyordu. Keşke diye düşündü Karya, o çocuklar da benim gibi Perilayn'ın kucağında gidebilselerdi periler diyarına. Belki periler dünyası daha güçlendiğinde olabilirdi bu. O zamana kadar periler diyarına hayallerinde yolculuk yapmalarını sağlamak Karya'nın işiydi. Özenle ve hevesle hazırlıyordu kitapları bu nedenle. Bir süre sonra Şeker ve kızlar da fırçaları ellerinde eklendiler aralarına. Perilayn da sonunda geldi. Perilayn gelince tabii ki tüm çizimler ve yazılar büyülü bir şekilde çok daha güzel olmaya başladı. Saatlerce çizdiler, yazdılar ve boyadılar. Çocuklar biraz kar oynamak için dışarı çıkmak istediklerinde saat neredeyse ikindi olmuştu. Zamanın nasıl olup da böyle geçtiğine şaşmadı Karya. Perilayn onlarda iken hep böyle olurdu. "Bu akşam ben pişireceğim!" dedi Perilayn. Anne dışarı baktı, Kırmızı'yı göremedi. Sonra sesini çıkartmadı. Yapmakta olduğu işe gömüldü gitti gene. Hoşuna gidiyordu böyle çalışmak. Kendisini periler diyarında sanıyordu. Çocuklar Şeker'le kar oynadılar saatlerce, Perilayn'ın enfes yemeğinden yediler , Perilayn o gece masallar anlattı ve gene kanatlar arasında uyumalarına izin verdi. Anne fırçası elinde boyaların başından kalkmadı saatlerce. Gece olana kadar. Böyle günleri seviyordu. Sonra bir bardak sıcak salep içip çocukları yataklarına götürdü. Alışmasınlar dedi kendi kendisine. Kendi de yatağına gitti. Gözlerini kapatır kapatmaz derin bir uykuya daldı. O dalarken güneş doğmak üzereydi.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Karlar lapa lapa yağıyordu. O sene o kadar çok kar yağdı ki, kasabanın dışarısı ile ilişkisi iyiden iyiye kesildi. Kırmızı saçlı adamın o kış, geldiği yere dönmesini beklemek artık biraz saçmaydı. Bah

Perilayn daha seyrek gelmeye başlamıştı. Anne akşamları evin avlusuna hediyelerle çıktığında Perilayn'ın nerede olduğunu düşünüyordu. Ne zaman geleceğini merak ediyordu. O yokken günlerin daha tatsız

"Ama Anne, gerçekten periler var mı?" diye sordu Dosdos uyumadan önce. Sonra, sorusuna cevap beklemeden uykuya dalıverdi. Anne, üstlerini örttü ve evlerinin uzun koridorunda yürümeye başladı. Uzun kor