Aylak Oğlan ve Congales

Evvel zamanda Aylak Oğlan varmış, annesi ile birlikte yaşarmış. Evleri kocaman bir ormanın kıyısındaymış. Aylak Oğlan ağaçları çok sever ve mütemadiyen tırmanırmış. Annesi ile birlikte işlettikleri çiçekçi dükkanına ormandan ama en çok da ağaçların tepelerinde, ağaç kabuklarında çıkan çiçeklerden toplayıp getirir ve satarmış. Ağaçların en yüksek olduğu ormanın derinliklerinde 13 kadın yaşarmış. O 13 kadın, ormanın canavarlarını tutar ve ormanı da köylüleri de korurlarmış. Köylüler, 13 kadının ettiği dalarla bolluk ve bereketin geldiğine, yağmurların yağdığına inanırlarmış. Aylak Oğlan'ın pek önemli olan bir işi de bu ormanın kadınlarına köylülerin verdiği yiyecek ve içecekleri vakti zamanında götürmekmiş. Aylak Oğlan'dan başkası zaten bu işi yapmaktan çekinirmiş, hemen hemen herkes ormanın 13 kadınından korkarmış.


Günlerden bir gün, ormanın 13 kadınından en ürkütücüsü olan Congales'in günüymüş. Congales bu kadınların arasında en sabırsızıymış. Her zaman tıtışık olan kabarık saçları varmış. Kimi zaman kargacık burgacık evinin içinde, şöminenin kenarındaki sallanan sandalyesinde oturur ve saçlarını tarayıp dururmuş. Senenin en soğuk olduğu fırtınalı günlerinden en karanlık olanına Congales'in günü denirmiş. O gün herkes evlerine çekilirmiş. Zira ormanın ve o diyarların en tehlikeli canavarları gölgelerden fırlayabilirmiş. Congales gününde Kara Koncales'e yani Congales'e malay adı verilen, süt çiyi ve mısır unundan yapılan bir yemeğin götürülmesi adedi varmış. Congales tüm gün ve gece canavarlarla uğraşabilecek gücü toplamalıymış çünkü. Köylülerin her biri özenle malaylar pişirmiş. Güzel sepetlere koymuş. Aylak Oğlan'a teslim etmişler. Aylak Oğlan ise o fırtınalı günde ormanda ender açan çiçekler görmüş. Onları toplamış. Ağaçlara tırmanmış, sepetleri bir kenara bırakmış. Kimisini devirmiş. Malayların çoğunu soğutmuş. Gecikmiş de gecikmiş, Oyalanmış da oyalanmış. Karanlık iyice çöktüğünde ormanda tuhaf varlıklar görünmeye başlamış ve Aylak Oğlan da korkmuş evine dönmek istemiş. Ancak sepetteki malayları bırakmazsa Congales'in çok sinirleneceğini düşünmüş. Aylak Oğlan'ın böyle geç kalmalarını ve haylazlıklarını bilirmiş ormanın kadınları. Congales huysuz ve tehlikeliymiş, hatta en tehlikelileriymiş. Aylak Oğlan korkmuş. Neden bu kadar geç kaldım diye hayıflanmış. Congales'in garip evinin kapısına kadar gitmiş, kapıyı tıklatmış.


Congales'in tuhaf evinin kapısı gacırdayarak açılmış. İçeride Congales yokmuş. Aylak Oğlan içeri girmiş. Masanın üzerine soğumuş malayları bırakmış. O an geç kaldığı için korkmuş ve kendisini çok pişman hissetmiş. Congales'in ne kadar kızabileceğini düşünmüş ve iyiden iyiye kötü hissetmiş kendisini. Dışarı çıktığında ortalığın oldukça karanlık olduğunu görmüş. Ürkütücü yaratıkların seslerini işitmiş ve esen fırtınanın soğuğu onu ürpertmiş. Evine geri dönmekten korkmuş. Daha evvel ormanda bir gece geçirmemiş Aylak Oğlan. O gece Congales'in evinde saklanmış. Congales gelir de kendisine kızarsa veya sedef kakmalı tarağı ile döverse diye çok korkmuş. Congales'in böyle huysuzlukları pek bilinirmiş. O nedenle iyice saklanmış. Saklandığı yerde hiç ses çıkartmamış ve uyumuş. Gece epey fırtınalı geçmiş.


Gecenin yarısında kapı sert bir sesle açılmış ve içeri şiddetli bir rüzgarla birlikte Congales girmiş. Üstü başı kir pas çamur içindeymiş ve yüzünde son derece huysuz bir ifade varmış. İçeri girip kirli paslı paltosunu kenara atmış, şömineye odunları doldurmuş ve sandalyesinde sallanıp kendi saçları gibi kabarık tüyleri olan kedisini okşamaya başlamış. Soğumuş, devrilmiş, altı üstü kir pas olmuş malay tabaklarını görmüş. O kadar kötü bir gün geçirmiş ki, canavarların çoğunu alt edememiş ve her zamankinden fazla yorulmuş. Gittikçe zorlaşıyormuş bu işler. Söylenip dururken malaydan birkaç kaşık almış. Çok aç olmasına rağmen soğumuş bu malayı hiç mi hiç beğenmemiş ve tükürmüş ateşe doğru. Sandalyesinde sallanırken uyumuş. Aylak Oğlan uyku sersemi izlemiş Congales'i ve uykuya daldığını görünce göz kapakları yeniden uykuya yenik düşmüş. Ancak sabah gün ışımadan hemen önce Congales dinç bir şekilde uyanmış ve sandalyesinde ritmik hareketlerle sallana sallana garip sözler mırıldanmaya başlamış. Bir yandan söyleniyor bir yandan sepetindeki ipleri alıp alıp dokuyormuş.


"Dokudum da dokudum,

Aylak Oğlan'ın kaderini dokudum,

Yumak yumak yumulsun

Her düğümde çözülsün

Yükseklerden düşülsün


Dokudum da dokudum,

Aylak Oğlan'ın kaderini dokudum"


Bunu söylerken gözleri sanki hipnoz olmuş gibi garip bir noktaya bakıyormuş ve seğiriyormuş. Bunu defalarca tekrar etmiş. Ardından dokuduğu şeyi alıp bir tencerenin içine kotmuş, üzerine ocaktan bir avuç kül serpmiş. Sonra ateşe birkaç odun daha atıp sandalyesinde uyumaya devam etmiş.


Aylak Oğlan bu garip görüntüyü izlemiş. Havanın aydınlanmaya başladığını gördüğünde, Congales'in de uyuduğundan emin olduğunda pencereyi açıp kaçmış dışarı. Güneşin ilk ışıkları ortalığı aydınlatırken Aylak Oğlan, acaba gördükleri gerçek miydi yoksa rüya mıydı diye düşünmüş. Acaba Congales'in dokudum diye söylediği şiirli sözleri ne anlama geliyor diye düşünmüş. Sonra evine varmış.


Bunu izleyen birkaç gün ve gece boyunca köy ahalisi evlerinden çıkmamışlar. Çünkü ortalıkta ürkütücü yaratıklar dolanıp duruyormuş. Ancak sonra bu yaratıklar ormana sınırlanmış. Herkes Aylak Oğlan'a Congales'in malayını verip vermediğini sormuş. Acaba Congales güçten mi düştü de canavarları zaptedemedi bu mevsim dönüşünde diye merak etmişler. Aylak Oğlan kimselere işin doğrusunu anlatmamış. Sonrasında günler eskisi gibi birbirini tekrar etmeye devam etmiş.


Böyle günler ve geceler birbirlerini kovalamışlar. Zaman her şeyi değiştirdiği gibi Aylak Oğlan'ı da değiştirmiş. Artık ormana ve ormanın kadınlarına daha az gider olmuş. Ormanın karanlık hayvanları ve yaratıkları çoğalmış. Ağaçlara tırmanmayı gene de sevmiş Aylak Oğlan ama ne zaman yükseklere çıksa düşmüş. Zamanla Aylak Oğlan da anlamış ki ağaçlara tırmanmak gençliğe ve çocukluğa mahsus bir yetenek. Artık büyüyorum yapamıyorum demiş. Bırakmış tırmanmayı.


Çiçekçilik işinin yanında bir de cam üfleme sanatına merak salmış. Evvelinde hiç eşi benzeri görülmemiş çiçekler sattıkları dükkanları, ağaçlara tırmanamayınca ve ormana gidemeyince sönükleşmiş ama cam üfleme sanatı ve yaptığı şahane vazolar dillere destan hale gelmiş. Aylak Oğlan'ın sonrasında bir sürü dostu olmuş. Ancak kimle yakın olsa, yüreğini açsa derdini söylese bir süreler geçince bu kişiler Aylak Oğlan'ın bu muhteşem vazolarını kırıp döker hale gelmişler. Bir olmuş, iki olmuş, üçüncü seferde Aylak Oğlan artık çok üzülmüş. O kadar emek verip binbir desenle süslediği vazolarını kırıp dökerek giden dostlarına oturmuş cam kırıklarının arasına ve ne yapacağını bilememiş. Hem çok kızgınmış hem çok üzgün. Gitmiş annesine olanı biteni anlatmış.


Annesi dinlemiş, dinlemiş, dinlemiş. Sonra da demiş ki "Aylak Oğlum bağlanınca üzülürsün, dosta bağlama kendini." Bunu söyleye söyleye kucağına başını yaslamış ellerini kızgınlıktan yumruk yapmış, üzüntüden gözleri şişmiş Aylak Oğlunu uyutmuş. Aylak Oğlan rüyasında Congales'i görmüş. Congales, seneler evvel yaptığı gibi elinde bir yumak dokudukça dokuyormuş.


Aylak Oğlan uyandığı zaman rüyasını hatırlamış ve Congales'i bulmaya karar vermiş. Ormana gittiğinde türlü yaratıklar ve canavarlar görmüş. Her birinden saklanmış ve gizlenmiş. Ancak Congales'e doğru giderken devasa, siyah bir kurt onun peşine takılmış. Aylak Oğlan kurdu tam 3 defa aldatmış. Ve bir daha ona yakalanmadan evvel Congales'in kapısına varmış. Kapıyı tıklatmış ve Congales kapıyı açmış. Bu sefer hiç soğutmadan, annesine pişirttiği malayı koymuş Congales'in masasına. Congales yemiş ve bir güzel doymuş. Sonra ateşin başında konuşmaya başlamışlar. Ormandaki canavarlardan bahsetmişler ve ürkütücü yaratıklardan. Congales ormanın girişlerini mühürlediğini söylemiş. Aylak Oğlan'dan başkası ne girebilirmiş ne çıkabilirmiş. Ama Aylak Oğlan'ın kaderi burada olduğundan onun girmeye de çıkmaya da izni varmış. Ama Congales artık yaşlanmış ve tüm yaratıkları avlamak için Aylak Oğlan'ın yardımına ihtiyacı varmış. Bunun üzerine Congales Aylak Oğlan'a evvela ok, mızrak ve yay vermiş. Ardından alnının ortasına bir göz çizmiş. Sonra o gözü okumuş üflemiş. Birlikte ava çıkmışlar. Ormandaki türlü yaratıkları avlamışlar, canavarları defetmişler. Ardından bir bir mühürleri kaldırmışlar. Bu iş tam kırk gün kırk gece sürmüş. Onun ardından ormanın karanlık ve ürkütücü havası kaybolmuş. İnsanlar tekrar ormana gelmeye başlamışlar. Congales'in garip kulubesine geri döndüklerinde Ormanın diğer kadjnlarını bulmuşlar. O kadınlar Aylak Oğlan'a ve Congales'e güzel bir sofra kurmuş. Mis kokulu yemekler hazırlamış. Bunun üzerine oturmuşlar ve birlikte yemiş, içmişler. Ardından Aylak Oğlan dokumadan bahsetmiş. Congales bir tencerenin içerisindeki küllü dokumayı çıkartmış ve ateşe atmış, yakmış. Aylak Oğlan'ın kaderi özgür kalmış.


Aylak Oğlan gene yükseklerden düşmüş ve bağlanınca üzülmüş ama her seferinde değil. Hatta düşe kalka daha iyi tırmanmayı tekrar hatırlamış öğrenmiş iyice. Bağlana çözüle kimi seveceğini, kime düğümleneceğini bellemiş bilmişçe. Böylece macera Aylak Oğlan'ın yakasını terketmemiş hiç. Binbir desenli ustalıklı vazolarına ormandan topladığı eşsiz çiçekleri koymuş ve onun sanatının namı diyar diyar yayılmış.




Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sararan yapraklar ve kurumaya dönen çalıların arasında bir kadın göründü. Yüzüde pek çok çizgi vardı ve kimsede görülmemiş gür saçlara sahipti. Işık, yaprakların arasından yüzüne vurdukça gözlerini kı

Evvel zamanda pek becerikli bir cadı yaşarmış. Bu cadının aslan gibi bir kedisi ve kurt gibi bir köpeği varmış. Sırtında bir bohçası varmış. Şehirden şehre dolaşır, gittiği şehirlerde bohçasını açar v

Şanoğlan kanepede uzanan misafirine baktı. Birşeyler hazırlamak için şömineye geçti. Ateşi her zamankinden harlı yakmaya karar verdi. Misafirinin saçları, gözleri, titreyen bedeni, nefesi, teninin kok